Insanlar aynı potada eritilmek zorundalar mı? Önemli olan birbirlerine saygı değil mi? Neden sen yeterlisin, etkensin de, ben yetersizim, edilgenim, neden senin söylediklerin, yediklerin, giydiklerin normalde, benimkiler normal değil? Neden sen çoksun, ben azım.
Kişiler ve toplumlar doğan insanı büyük bir iştahla kendilerine benzetme savaşına girince, yavru daha kelimeleri telaffuz etmeden ön yargı duvarlarını beynini örmeye başlıyor. 15-20 sene katı harçlarla örülen duvarlar istese de ömür boyu yıkılamıyor. Yıkılsa da tahribat yapıyor. Çoğu insanı bir uçtan diğer uca sürüklüyor. Dengeyi bulmayı zorlaştırıyor.
Yaşama pozitif pencereden bakmak ondaki olumsuzlukları ortadan kaldırmaya yetmeyebilir. Bütün mücadelelere rağmen dirençler kırılabilir. Ümitsizlik denizinde çırpınabilir insan. Güvendikleri çekilebilir. Yine de yaşamaya ve düşünmeye mecburdur. Bilinmeyen yarınların güzel hayallerini kurarak yaşamaya mecburdur. Evrenin mükemmelliği içinde kendisinin sıradan olmadığını düşünerek yaşamaya mecburdur. Bir ihtimal daha olabilir diyerek yaşamaya mecburdur. Ve yaşayanlar bir benden üstün mü? Diyerek yaşamayı mecburdur.