Hasan Ali Toptaş Uykuların Dogusu romanıyla sınırları zorluyor …
Zorlanan sınırlar nedir peki ? Buradaki sınırlar , Klasik roman sınırları . Anlatı sanatının en popüler metni olan Roman , çeşitli tarihsel dönemlerde çeşitli sanat anlayışları ve yazar zihniyetleri doğrultusunda belirli aşamalarda başkalaşmış ve Klasik Roman Anlatı Sanatı dediğimiz yapı dışına çıkmaya başlamıştır . Postmodernizm akımı başlı başına bu baskalaşımın ana müsebbibi olarak kabul edilir . Postmodernizm ve Modernizmi harmanlayan Hasan Ali Toptaş , Uykuların Doğusu'nda roman sanatına farklı bir kimlik kazandırır . Romanın daha ilk cümlesi küçük harfle başlar ve okura bir bakıma hoşgeldin, diyerek bu romanı okurken çok dikkatli olması gerektiğini bildirir .
Uykuların Doğusu," bir gölge gibi, masaya doğru yeniden yürüdüm.” ifadesiyle başlayıp “Sonra dayımın hikâyesini yazabilmek için kalktım, sendeleye sendeleye,ürkek” ifadesiyle biter. Aslında okur bu birleşimi kitabın sonuna geldiğinde fark eder . Üst kurmaca ve Metinler arası geçiş gibi yöntemlerin yani sıra burada kitaba öyle bir yapı kazandırır ki bu dairesel yapıdan dolayı okur bir kısır döngüye girer ve başladığı yere geri döner .
Yazar aslında ,dayısının hikayesini yazmak için masasına oturur fakat bir türlü konsantre olamaz ve başka başka hikayeler hatta hikaye içinde hikaye ,helezonik bir örgüyü andıran hikayeler zinciri anlatır. Burada Binbir Gece Masalları anlatma geleneğine uygun bir format kullanır . Yazarın yazma aşamasında onu yalnız bırakmayan bir ilham perisi vardır : Haydar . Ileriki sayfalarda bir gölge gibi aniden çıkıveren Haydar yazarın yol arkadaşıdır bir bakıma . Romanın ilerleyen sayfalarında yazar , Haydar'ı benzettiği şahsiyetleri açıklarken en çok da Bin Hüzünlü Haz romanındaki Alaattin'e benzetir