Gönül isterdi ki İtalya harp dışı kalmayı benimsesin ve biz o zaman ona sayısız ve sonsuz yardımlar yaparak, bütün ihtiyaçlarını giderebilirdik. Muzaffer olduğumuz takdirde İtalya ile kazancımızı ve zaferimizin şerefini paylaşırdık...
Yahudilere karşı ben adilâne davrandım. Harpten önce onlara sonuncu bir çağrıda bulundum. Şayet yeniden dünyayı harbe sürüklerlerse affedilmeyeceklerini, bu defa temelli olarak Yahudi probleminin Avrupa'da ortadan kaldırılacağını kendilerine haber verdim. Onlar bu çağrıya harp ilân etmekle cevap verdiler. Nerede bir Yahudi varsa orada Nasyonal Sosyalist Almanya'nın tabiî bir düşmanının varolduğu tehdidini savurdular. Diğer tehlikeler gibi Yahudi tehlikesini de biz ortaya çıkardık. İstikbâlde bu sebepten dünya bize karşı sonsuza kadar minnettar kalacaktır.
Alman olarak üstünlük duygusunu beslemek, başkalarını ezmek duygusu ile
hiçbir zaman karıştırmamak lâzımdır. Bu duyguyu bazen mübalağalı bir şekilde tahrik ettiysek, işe başladığımız günün icabı, Almanları biraz da güç kullanarak iyi yola itmek mecburiyetinde idik. Herhangi bir istikamete yapılan kışkırtıcı bir hareket daima aksi istikametten başka saldırgan bir hareketin doğmasına sebep teşkil eder.
"Düşüncem İngilizlere müsamaha etmekle, Batıda tamiri imkânsız bir durum yaratmamaktı. Daha sonra, Doğuya saldırmak, komünist çıbanını deşmekle, batılılar nezdinde bir iyi niyet tepkisini uyandırmak ümidini besliyordum. Onlar iştirak etmedikleri hâlde, bu hareketlerimle, Batı'nın zehirden arınması işini üzerimize alarak, onlara bir temizlik imkânı veriyorduk. Fakat bu uyurgezerlerin iyi niyetli bir insan hakkında besledikleri kin, onların muhafazakârlık duygularından daha kuvvetlidir..."