"Canım tatlı çekti yine bak, güleceksin şimdi bana, kadınlara açıklıyorum durumu, ölüm teri boșanıyor üstlerinden, canım tatlı çekiyor, hep de aynı görüntüyle, aynı tatlı, korkunuz bana geçiyor da ondan mi öyle oluyor diyorum, ölüm törenlerinde dağıtılırdı o tatlı.. Sütünde kırk gün taş bekletilir, taş erir yok olur içinde, o sütle karılır hamuru, avuç içine sığacak büyüklükte, ışıklı, beyaz bir taş, pürüzsüz, sanma ki ben her seyi çözüp anlıyorum, destan yazmak için koca kıtanın bir ucundan bir ucuna ip gerip öküz derisi kuruttular, yazdılar toprak yuttu, cümlesi kalmadı bugüne, ○ derilerin ay ışığında sallanışı bir de."
Suyu taşla, taşı suyla, neresinden tutup kavrayacaksam bunu, "Ter akıyor sırtımdan, ot böcek içindeyiz şimdi, düşünürüm sonra, Muinar," dedim.
Hava giyinip soyunuyor sürekli, sözü kovalanır bir varlık değil, "Ölümüne kadar yararlan benden, dünya elime doğmuş, güneşi atla dolaştırıyorlardı gökyüzünde, seyretmeye çıkıyordum..."
Kuş uçsa sapıyor anlattığından, dönüp yalanlıyor söylediğini.