Günümüzde akıllıca yazılmış post-apokaliptik eser bulmak pek bir zor. Zira Haiti'nin kabilelerinden çıkıp gelmiş, Voodoo'dan doğmuş zombiler tüm post-apokaliptik kitaplarda ve filmlerde sulu sulu hırlıyorlar. Ya da içerisinde bulunduğumuz pandeminin de etkisiyle perperişan komplo teorilerine kurban gidiyorlar. Fakat müjdeyi vereyim, Cormac McCarthy'nin Yol'unda ne akılsızca yazılmış komplo teorilerini, ne de yumuşak olduğu için bileğe ve boyna saldıran zombileri göreceksiniz. Hatta yanıp kül olmuş Amerika topraklarına ne olmuş sorusunu sorduğunuzda cevap bile bulamayacaksınız. Çünkü önemli olan neden olduğu değil, ardından neler olduğu. Önemli olan sonsuz bir yolculuğa çıkan Adam ve Çocuk.
Adam ve Çocuk olarak belirtmemin bir sebebi vardı aslında. Çünkü kitap karakterlerin isimlerine ihtiyaç duymuyor. Bir baba ile oğlunun duygusal mücadelesini okuyor olsak bile aslında konu iki insan değil, her birinin ismini bilemediğimiz insanoğlu, insanoğlu tarafından ateşe verilmiş Dünya. Bu anlatımı güçlendirmek için de yazarın dilinden kurşuni renkler düşmüyor. Öyle ki kendisiyle birlikte Dünya'yı alevlere teslim etmiş insanlığın kül oluşunu neredeyse her sayfada kullandığı kurşuni renkler ile aktarıyor.
Baba ve oğulun zorlu mücadelelerine devam ederken insanlık vasıflarını sürdürüp "ateşi taşımak" uğruna yaşamaları ise neredeyse hayatta kalmaktan daha zor bir hal alıyor. Nasıl bozulmaya yüz tutmuş konserve yemekleri iyice pişirip mideleri bozulmasın diye uğraşıyorlar ise, "Güneye gitmeye devam" ederek yaptıkları şeyi, iyi adamlar olmayı sürdürmeye, yeri geldiğinde güçlükle sürdürmeye çalışıyorlar.
İnsanlar öleceklerini bildikleri halde neden iyi olana koşmak isterler? Açlık ve kıtlık iyi olduğunu sandığımız insanların içindeki yamyamı nasıl ortaya çıkartır? Cinsel sapkınlık