Osmanlı İmparatorluğu, Trakya'dan Erzurum'a doğru, koca gövdesini yan yatırmış, memelerini sömürge ve milliyetlerin ağzına teslim etmiş, artık sütü kan ile karışık emilen bir sağmal idi.
Suriye, Filistin ve Hicaz'da:
— Türk müsünüz?
Sorusunun birçok defalar cevabı:
- Estağfirullah! idi.
Bu kıtaları ne sömürgeleştirmiş ne de vatanlaştırmıştık.
Osmanlı İmparatorluğu buralarda, ücretsiz tarla ve sokak bekçisi idi.
Eger medrese ve şuursuzluk devam etmiş olsaydı, araplığın Apadolu yukarılarına kadar gireceğine şüphe yoktu.
Halep'in esas familyalarının asılları Türklerdi. Osmanlı imparatorluğu’nda itibar, azınlığın imtiyazı olduğu için ve Türk unsuru imtiyazsız olduğu için herhangi bir Müslüman azınlığın çocuğu olmak, Türk olmaktan daha faydalı idi.
Aşağıya doğru öteki misafirlerin arasında bir erkân-ı harp göze çarpıyordu. Sarışın, sert ve bakınırken gözlerine takılmamak imkânsız!
Hacı Âdil'e bu zatın kim olduğunu sordum.
— Mustafa Kemal Bey, dedi.
Sonra biraz şaşıca gözlerini manalaştırarak ilave etti:
— Yamandır!