Bu kültürün içinde büyümüş biri olarak, Gaziantep-Nizip hattında kitaptaki pek çok durumun hâlâ geçerliliğini koruduğunu söyleyebilirim. Daha önce alıntıladığım, 'Efendi, şimdiye kadar Araplardan yalnız bir kız aldık fakat, Tanrıya şükürler olsun, Araplar aşiretimizden bir kız bile almayı başaramadılar. Araba kız veren adam obada yaşamaz,' sözünde de görüldüğü gibi, dışa kapalı yapımız sayesinde kültürümüzde bazı eksilmeler yaşansa da özü büyük ölçüde yaşamaya devam ediyor. Örneğin günlük yaşantımda, kitaptaki geleneksel tıp yöntemlerinin bazılarının yöredeki köylerde hâlâ uygulandığını bizzat gözlemledim.
Son zamanlarda sıkça yapılan propagandalar ve özellikle Suriye, Nizip, Antep ve Urfa başta olmak üzere Güneydoğu Türkmenlerinin 'Kürtleştiği' yönündeki iddialar gerçeği yansıtmıyor. Yaşadığımız coğrafya gereği elbette kültürel kaynaşmalar kaçınılmaz olmuştur; ancak gözden kaçırılan asıl gerçek, bölgedeki Kürtlerin Türk kültüründen yoğun biçimde etkilenip benimsediğidir.
Buna kendi ailemden örnek vermem gerekirse; büyük nenelerimin çenelerindeki dövmelerde açıkça Göktürkçe harfler ve damgalar bulunuyordu. Ayrıca babamın anlattıklarına göre, bizimkiler Nevruz kutlarken bölgedeki Sünni Kürtler dedelerime 'kâfir' gözüyle bakıyordu; bu da kültürel köklerin ve inanç pratiklerinin ne kadar farklı korunduğunu gösteriyor.
Tekrar kitaba dönecek olursam; bu eser yöre hakkında yazılmış en güzel kitaplardan biri. Keşke zamanında bu yörenin kültürünü daha derinlemesine araştırabileceğimiz başka kitaplar da yazılsaydı, ancak yine de bu seri içerik olarak gayet doyurucu.