Önce insan olacaksın, sonra Müslüman ya da Hristiyan ya da Yahudi...Tüm bu dinler, insana insanlığı öğretebilmek için sunulmuşlardır. Sen, insan olmayı başarabilmek için doğduğunu anlamadıysan, hangi dine inandığının hiçbir anlamı yok. Çünkü din gidilen bir yoldur, varılan yer değil. Yaradan'ın suretinde yaratıldığını, onu temsil ettiğini , yaşama duyduğun saygının ölçümü için burada testte olduğunu unutmayacaksın. İlla taraf tutacaksan tek bir taraf olduğunu, yaşamın tarafında olman gerektiğini unutmayacaksın!
İnsan olmak, asıl önemli olanın ne olduğunu anlamakta başlar ve asla unutmamakla şekillenir.
Toplum içinde var olmak, kimliğini en uygun, en yakışır şekilde ortaya koymak, saygı bulmak için tek yoldu iyi giyinmek. Üste başa bakarak insan yerine konulan bir gelenekten geliyordu insanlık, adım adım insanlığından uzaklaştırılarak. Moda içtekini dışa yansıtabilmek için araç olduğundan beri insanlar kestirmeden kimliklerini sunmak için yarışır olmuşlar, kimliği beğenilen bir diğeri gibi giyinmek, görünmek, sürüler halinde birbirlerini taklit etmek, kişiyi keşfetmesi gereken özünden uzaklaştırılırken kalabalıklara yaklaştırmıştır. Başkasının beğenisinde olmak kendini bilmekten çok daha anlamlı hale getirilirken aslında hayatın ici boşaltılıyor ve yaşam anlamsızlaştırılıyordu.
“Seni seven ruhunu sevendir.Bedenini seven kimse,beden solunca senden uzaklaşıp gidiyor.Ama ruhunu seven kimse,ruhun daha iyi olmaya çalıştıkça,hiç bir zaman seni bırakmaz.”
Gökyüzündeki her bir yıldız insanın düşünde olan hayalleri,Ay ise hayallere ulaşmak için verilen sabır ve sebattır.
Ay bazen kızıl renge bürünür ama genelde beyaz ve parlaktır.Kızıl oluşu hayalleri gerçekleştirmenin zor oluşunu,beyazlık ise vermiş olduğun çabanın sonucu alacağın mükafatın karşılığıdır.Bu sebepledir ki Sabrın timsali ve rengi Ay’dır.