Uzanıp kendi yanaklarımdan öpüyorum ‘’
ya da:
‘’ Sizin alınız al inandım
Morunuz mor inandım
Tanrınız büyük amenna
Şiriniz adamakıllı şiir
Dumanı da caba
Ama sizin adınız ne
Benim dengemi bozmayınız ‘’
6 günün sonunda evimde cumartesi kahvaltısı yaptım, üstüne keyif çayı içtim ve bunu çay sevmediğim halde yaptım süreklilikten bunalmış deli gibi uykum olsada evimde kahvaltı yapabilmenin huzurunu hissettim ne kadar sığamasam da dört duvar arasına bugün uzun zaman sonra gerçekten ev gibi hissettim galiba uzak kalmak özlem denilen duyguyu biraz da olsa arttırabiliyormuş garip bir histi hem içimde heyecan hem de kocaman bi burukluk vardı anlayamadığım şeyin uzak kaldığım da rahat hissedip geri döndüğüm de asıl ait olduğum yer burası demek beni her zaman şaşırtıyor garip ama güzel bi his bu kadar karmaşık düşüncelerin arasında rahat hissedebilinen bir kaç dakika …
Düşünceler bir bataklık gibi onu içine çekiyordu. O gri odada, zihni bir an bile durmuyordu; sanki bir projektör, durmaksızın kâbusları duvara yansıtıyordu.” (s.172)
Sen miydin o, yalnızlığın mıydı yoksa
Kör karanlıkta açardık paslı gözlerimizi
Dilimizde akşamdan kalma bir küfür
Salonlar piyasalar sanat-sevicileri
Derdim günüm insan arasına çıkarmaktı seni
Yakanda bir amonyak çiçeği
Yalnızlığım benim sidikli kontesim
Ne kadar rezil olursak o kadar iyi
Savaş her şeyi, kimsenin gözünün yaşına bakmadan yutup yok ediyordu: Hayatı, işi, hürriyeti, hatta çocukların bir kaşık çorbasını yalayıp yutuyor, en küçük bir buğday tanesini doymak bilmeyen midesine indiriyordu.