İşin gerçeği aile yaşamından hoşlanmıyor olmasıydı. İnsan işte böyle durumlarda kendisine insan ne için yaşar diye soruyordu. İnsan niye insan ırkı yürüsün diye bu kadar zahmete katlanıyordu? Bu çok mu istenen bir şeydi? Tür olarak çok mu çekiciyiz?
📚🔔 Tatil zili çaldı!
Bir yıl boyunca verilen emeklerin ardından şimdi dinlenme, keşfetme ve yeni maceralara atılma zamanı. 🌞
Bu yaz bol kahkahalı, bol anılı ve elbette bol kitaplı geçsin. Tüm öğrencilere keyifli tatiller diliyoruz! 💙📖
Bu dünyayı herhangi bir tanrı nasıl yaratmış olabilir, diye sordu. Aklıyla her zaman şu gerçeği kavramıştı ki, mantık, düzen, adalet diye bir şey yoktu; çile, ölüm ve yoksullar da vardı. Insanların işleyemeyeceği kadar aşağılık hiçbir ihanet yoktu; bunu biliyordu. Hiçbir mutluluk uzun sürmüyordu: bunu biliyordu.
Ne kadar garip diye düşündü, insan tek başınayken cansız nesnelere yöneliyor; ağaçlara, sulara, çiçeklere; onların kendisini ifade ettiğini, kendisiyle bütünleştiklerini hissediyor; onlara karşı, sanki kendine hisseder gibi böyle akıldışı bir şefkat hissediyor.
Gariptir ki, hayat dediği bu şeyin korkunç, düşmanca ve eğer kendisine fırsat verilirse insanın kafasına vurmaya hazır bir şey olduğunu hissettiğini itiraf etmeliydi.