Cehalet, her türlü ilişkiyi berbat ediyor, zamanı gelince de yerini kayıtsızlığa bırakıyor. Yıllar boyu süren kırılganlık ve yaralanmadan sonra artık neredeyse hissiz ve yaralanmaz olduk.
Hala yaralanmaları algılıyoruz, ama artık eskisi gibi aşırı duyarlı değiliz. Daha sert darbelere dayanabiliyoruz, daha sert
darbelere katlanabiliyoruz. Yaşam bizim bugün konuştuğumuzdan daha kısa, daha yok edici bir dille konuşuyor. Artık umut edecek kadar duygusal değiliz. Umudun olmayışı bize insanlar, nesneler, ilişkiler, geçmiş, gelecek, vesaire hakkında daha açık bir görüş sağlıyor.
Her zaman iki hayat sürdürdüğümü inkar
edemem; biri gerçeğe en yakın olandı, onu hakiki var oluşum diye adlandırabilirim, diğeri de sadece rol yaptığımdı. Bu ikisinin birlikteliği, zamanla beni yaşamda tutan bir var oluş yarattı.
Sadece kendi anladığım bir dili konuşuyorum, başkası anlamaz. Herkes yalnızca kendisinin anladığı dili konuşur. Anladığını sananlar budalalar ve şarlatanlardır.
Hangisine daha çok değer vermeli, klişelere mi yoksa doğal sezgilere mi? Saçma olan şeyin ötesine ilerlemek imkansızdır. Her şeyi dinledim ve hiçbir şeye uymadım. Bugün bile nasıl sona ereceğini bilmeden deniyorum ki bu da şimdiki beni, yalnızlığı seçen beni büyülüyor.