Bizi halısızlık,ütüsüzlük,kıyafetsizlik değil,seyahatsizlik,tiyatroya gidememişlik,seminere para verememişlik, Dergiyi,kitabı tecrübe edememişlik, Denize girememişlik öldürür.Nitekim öldürüyor da.
Etrafımızdaki hakim nesneleri içselleştirdiğimiz sürece dinlemiyoruz doğa'nın sesini.Doğa'nın sesi,kendi iç sesimiz,kendi bedenimizin sesi mesela.Bedenimiz ne istediğini ve ne istemediğini bize sürekli söylüyor.Bizse doğanın çağrısına gaz sancısı ya da başka isimler verip ağrı kesici gibi ilaçlarla onun sesini susturmaya çalışıyor,görmezden geliyoruz.Sorgulayabildiğim ölçüde gerçekten var olduğumu hissediyorum.Var olmak ve yaşamak birbirinden farklı şeyler.Hepimiz Yaşıyoruz ama var olduğumuzu hissedebilmek,yaşamaktan daha derin ve hatta daha önemli.O ya da bu şekilde var olma hakkı,yaşama hakkından bile daha esas.
İşte bu yüzden şunun anlaşılması önemli: "Çocukları tatile/eğlence merkezine/pastaneye/sinemaya/parka götürdük". değil de "Çocuklarımızla birlikte,aile olarak,yani üç/dört kişi tatile/eğlence merkezine/pastaneye/sinemaya/parka gittik". diye düşünmeli,böyle bakmalı ve konuşmalı bir aile. "Aile olabilmek" bu demek.
Matrix filmindeki kırmızı ve mavi hapları hatırlarsınız.Kırmızı ve mavi, birbirinin zıddıdır.Kırmızı dikkat edilmesi gerekeni,tehlikeyi ifade ederken mavi sakinliği,bütünleşmeyi,uyumu,güveni,sadakati,huzuru temsil eder,bize korunduğumuzu,desteklendiğimizi hissettirir,üzerimizdeki sakinleştirici,yatıştırıcı, rahatlatıcı bir etki yapar.Yüzmeyi öğrenmek,suyla psikolojik realitemizde kırmızı değil mavi bir ilişki kurarak mümkün.Eğer yüzmeyi yetişkinliğimizde öğreniyorsak bu,suyun üzerimizdeki kırmızı etkisini maviye dönüştürebilmek demek.Doğduğumuzda suya konsaydık suyu ömür boyu mavi algılayacağımız gibi.