Kurban geleneğimiz buradan gelir. Kurban yaklaşmaktır. İsmail, Allah'ın verdiği nimetler içinde; en çok sevilenin O'nun yolunda adanmasının semboldür. Bir insan dünyada her şeyden ayrılır ama evlat için der ki, ölümünü görmektense öleyim..... Evlat bu kadar değerlidir. İbrâhimden en değerliyi vermesi istenmiştir. O da hiç itiraz etmeden, verme niyetini ortaya koymuştur. Tam kurban edecekken Cenab-ı Hak, "tamam sadâkatini ispat ettin” diyerek İsmâile bedel bir koç gönderir. Sonra İbrâhim'in (as) kısır olan eşi Sâreden İshak adında oğlu olur. O oğlundan Yakūb, Yakūbtan da on iki oğul olur. İşte yukarıda verdiğimiz mesajın referansı budur. Allaha bir İsmail verdi. Allah İsmail'i geri verdi, üstüne koç verdi. Yetmedi İshak'ı verdi. Yetmedi İshak'tan Ya'kūb, Ya’kūbtan on iki torun verdi. Bütün bunlar şu mesajı verdi: Allah yolunda vermek demek verdiğinden daha fazla almaktır. Ateşe girmek can vermenin, İsmail'i kurban etmek canan vermenin sembolü idi. Peki, canı ve cananı verenin yolunda verince bunun dünyadaki ödülü ne idi? Kâbe'yi inşa etmek. Bu inşaattan daha zoru gönülleri Kâbe yapma inşaatıdır.
Bütün bunların günümüze mesajı nedir?
Yeryüzünü Kâbe yapma liyakatine sahip olmak, canı ve cananı verenin yolunda vermekten geçiyor. Onları vermeyene bu liyakat verilmiyor. Evet, kısaca: "Kur'anda Hz. İbrahim'in isminin geçtiği her yerde verilen mesajın özü budur.
Bana Ne Diyor?
Kur'an İbrâhim'i (as) sana hikâye olsun diye anlatmıyor, senin için *gaye* olsun, hedefe giden yolda rehber olsun diye anlatıyor