sıradanokur

sıradanokur
@Tr1881
Einstein’ın Evlilik Sözleşmesi Einstein’ın Evlilik Sözleşmesi Babamdan bahsederken dilim niye mi bu kadar zehir saçıyor? Haberiniz yok mu? Cümle âlem biliyor zannediyordum. Babam bizi; annemi, ağabeyimi ve beni 1914 Ağustos’unda Berlin’deki peronda terk etti. O günden sonra da savaş ilan edildi. Laurent Seksik’in karakterine, hakkında bu zehirli sözcükleri sarf ettirdiği baba Albert Einstein. 1914’te, Einstein’ın on bir yıllık eşi Mileva Marić’le evliliği pamuk ipliğine bağlı bir hale gelmişti. Zürih Politeknik Enstitüsü’nde öğrenciyken tanışan çiftin ayrılmasına ramak kalmışken Einstein, genç oğulları Hans Albert ve Eduard uğruna ilişkilerini sürdürmeyi teklif etti; ama bazı şartlar karşılığında: Şartlar: A. Aşağıdakilerden sorumlu olacaksın: 1. Giysilerimin ve çamaşırlarımın düzenli olduğundan; 2. Üç öğün yemeğimi odamda düzenli bir şekilde yediğimden; 3. Yatak odamla çalışma odamın tertipli tutulduğundan, özellikle de çalışma masamı benden başka kimsenin kullanmadığından. B. Toplumsal sebepler kaçınılmaz bir şekilde gerektirmediği takdirde benimle tüm kişisel ilişkini keseceksin. Özellikle aşağıdakileri talep etmeyeceksin: 1. Evde seninle birlikte oturmamı; 2. Seninle dışarıya ya da seyahate çıkmamı. C. Benimle ilişkinde aşağıdakileri gözeteceksin: 1. Benden fiziksel yakınlık beklemeyecek, bana hiçbir şekilde sitem etmeyeceksin; 2. İstediğim anda benimle konuşmayı keseceksin; 3. İstediğim anda yatak odam ya da çalışma odamdan şikâyet etmeden ayrılacaksın. D. Beni çocuklarımızın önünde sözlerin ya da davranışlarınla aşağılamayacaksın. Mileva bu ağır ve tek taraflı şartları kabul etse de evlilikleri resmî bir sözleşmeyle kurtarılacak değildi. Mileva, birkaç ay sonra kocasını Berlin’de bırakıp iki oğluyla Zürih’e geri taşındı. Beş yıl birbirlerinden ayrı
Reklam
Eski bir Japon felsefesi olan Kintsugi, kırılan bir nesneyi eskisinden çok daha güzel ve fonksiyonel hale getirmeyi amaçlar. Bu felsefeye göre kırılma aslında bir kayıp değil yeni bir varoluş demektir. Japon kültürü, köklü bir geçmişe sahip olan ve aynı zamanda farklı kültürleri de etkileyen bir kültürdür. Kusurları mükemmelleştirme sanatı anlamına gelen Kintsugi de Japonya kültürünü yansıtan sıra dışı felsefi akımlardan biridir. Eski bir Japon felsefesi olan Kintsugi, kırılan bir nesneyi eskisinden çok daha güzel ve fonksiyonel hale getirmeyi amaçlar. Bu felsefeye göre kırılma aslında bir kayıp değil yeni bir varoluş demektir. Genelde seramik objeler üzerinde uygulanan bu felsefe, aynı zamanda "Kintsukuroi" şeklinde de adlandırılır. Kintsugi, Budist öğretisine dayanan Wabi-Sabi anlayışından esinlenmiştir. Wabi sadelik anlamına gelirken Sabi kusurlardan ve hatalardan keyif almak anlamına gelir. Bu iki sözcüğün birleşimi ise kusurlu güzellik ya da kusurların mükemmelleştirilmesi şeklinde ortaya çıkar. Kintsugi sanatının temelinde kusurların olduğu gibi kabul edilmesi anlayışı vardır. Buna göre, kusur veya problemleri görmezden gelmek yerine onların varlığını kabul ederek olumlu bir düşünce anlayışı geliştirilir. Kintsugi felsefesi, hiçbir şeyin kusursuz, simetrik veya düzenli olmayacağını öne sürer. Kintsugi Felsefesi Nasıl Ortaya Çıkmıştır? Kintsugi, 15.yy’da ortaya çıkan bir felsefe akımıdır. Japon bir komutan, bir gün askerlerine çaydanlığının tamir ettirilmesi emrini verir. Çaydanlığı tamir edilen komutan, sonuçtan memnun olmaz ve eski çaydanlığını tekrar ister. Ancak, bu mümkün olmayacağı için tamiri yapan Japon zanaatkar alternatif bir çözüm yolu bulur. Çaydanlığın estetik bir şekilde tamir edilememesinden kaynaklanan sorun, Kintsugi felsefesinin gelişmesini
Çicekci Alman
Puan vermedi·218 syf.·
2024 71. kitabı
Ahmet Karataş’ın kaleminden ‘Çiçekçi Alman’ın hazin hikâyesi ‘İçinden Adana geçen kitaplar’ gördüğümde okumadan edemiyorum. Okuduğum kitabın mülkiyeti bende değilse ‘özelleştirmeden’ duramıyorum. Kısaca kriterlerini bizzat belirlediğim ‘bir kitapkurdu olmanın temel prensiplerinden’ ilk ikisini bir kez daha şehvetle (evet bile isteye şehvet yazdım yazım hatası yok yani!) yerine getirmenin hazzı içerisindeyim. Ahmet Karataş’ın ‘Çiçekçi Alman / Walter Siehe’nin Hazin Hikâyesi’nde (Akademisyen Yayınevi Kitabevi, Eylül 2024, 218 syf.) romanını evvela ‘içinden Adana geçtiği’ saikiyle ele aldım. Ve fakat romanda Adana’nın dışında Mersin ve elbette Tarsus’un botanik bahçesi tadındaki coğrafyasını da dağ, tepe, nehir, ormanlarını adım adım gezip öğrenme şansı yakaladım. Çiçekçi Alman gerçek bir yaşamöyküsünü anlatıyor. Yazar romanda olayların yaşandığı dönemi adeta bir tarih kitabı ciddiyetiyle kronolojik olarak ‘sanki yaşanırken yazılmış misali’ ele alıyor. Bu vesileyle hem zamanla ‘duygusal açıdan Türkleşen!’ bir botanikçinin işini yaşam biçime haline getiriş hikâyesini öğreniyorsunuz hem de önce Osmanlı’nın dağılmasını ardından işgal yıllarını ve nihayet genç Cumhuriyet’in ilk yıllarına Çukurova bölgesi özelinde tanık oluyorsunuz. Bir dönem romanı Çiçekçi Alman. Walter Siehe’nin 20 Ocak 1895 günü Defne isimli bir buharlı gemiyle Mersin’e gelişiyle başlayan roman, ‘ruhunun gergefini sımsıkı dokuyan, böylelikle insani ve bilimsel yanını besleyen o güzel Adanayı gündüz gözüyle son kez gördüğü’ 10 Mart 1928’deki vefatıyla sona eriyor. Romanda Siehe’nin günlük çalışma temposunu takip ederken bir yandan da bölgeyi neredeyse adım adım geziyorsunuz. ‘Küçük Asya’nın gezerken ‘üzerine basıp geçmememiz gereken’ botanik bahçesi misali dağlarını tepelerini dolaşırken insanlarını da
Edebiyat
Çiçekçi AlmanAhmet Karataş · Akademisyen Kitabevi Yayınları · 20245 okunma
Toroslari geçmek igin Tanri'nin koydugu yegâne kapi Gülek Bogazi'ni geçen Walter Siehe, üç fil büyüklügündeki iskender Kitabesi'nin önünde durdu. Kitabede, "iskender'in ordusu ve kumandanlari buradan geçti, MO. 333" yaziyordu. Peki, tarihler 19' uncu yüzyilin sonlarini 1890' li yillarini gösterirken Alman Walter Siehe'yi buraya sürükleyen sebep ne olabilirdi? Bir imparatorlugun yok olusunu, Milli Mücadele atesini ve Cumhuriyetin kurulusunu giçeklerle harmanlayip izleyen bir botanikçinin, Toroslarin eteginde yagadigi nefes kesen maceralarinda kaybolmaya hazir misiniz?
Edebiyat
Reklam