Menşe olarak, insanlar çamurdan, melekler nurdan yaratılmış olmasına ve soy olarak meleklerin insandan üstün olmasına rağmen, melekler insanın önünde secde etmişlerdir.
Melekler, Allah'ın emirlerine itiraz edince Allah onlara "isimleri" sorarak imtihan etti. Onlar cevap veremediler, ama Hz. Adem (as) cevapladı. "İsimleri" bilmekle Adem (as) soy ve menşe olarak kendisinden üstün olan meleklere karşı üstünlüğünü ve şahsiyetini te'yid etti. Bu insanın İslami açıdan şahsiyetini tayin etmektedir; o meleklerin bilmediği şeyleri bilmektedir. Melekler ve şeytanın üstünlüğü açıkça görüldüğü halde insan saygı değerdir. Bütün bunlardan sonra insan şu neticeye varabilir: İnsanın üstünlüğü ve soyluluğu soyundan ve menşe'inden değil bilgisinden kaynaklanmaktadır.
Balçık ve Ruh. . . İşte insan, bu iki zıt unsurdan yaratılmıştır. İnsanın soyluluğu ve önemi, yönünü aşağıya doğru çevirip çamura batmasını veya yukarıya doğru döndürüp Kadir-i Mutlak Allah'a yaklaşmasını tesbit eden güçte yani iradesindedir. İnsan yolunu tesbit edinceye kadar bu iki zıt kutup arasında devamlı mücadele eder gider.
Tarih boyunca kurulduğu belirtilen yirmi yedi uygarlığın hepsinin kökeninde de hicret önemli bir netice olarak görülmektedir. Küçük bir grup halinde hicret edenler gittikleri beldelerde yaptıkları çalışmalar nedeniyle büyük bir uygarlık kurmayı başarmış ve kurdukları bu uygarlıkları sürekli hale getirmiş toplumlara dönüşmüşlerdir. Demek ki hicret çoğu kere alınması güç olan kararlara rağmen verdiği neticeleriyle çok olumlu sonuçlar doğurabilen bir olgu olmuştur.
Şimdi gelelim benim bu sonuçlara nasıl ulaştığıma. Ben ulaştığım bu sonuçların hepsini de tarih biliminin perspektifinden değil ama Kur'an çalışmalarım sonucunda elde etmiş bulunuyorum. Referansımın tek göstergesi Kur'an oluyor. Hicret konusunu ele aldım ve bu konuda Kur'an'ın ne söylediğini araştırdım ve gördüm ki Kur'an, benim aradığım tüm sorulara karşılık verebilecek bir referans bir kaynak olmaktadır.
Dünyanın tüm uygarlıkları, en son kurulan Amerikan uygarlığından tutun da ilk kurulduğu söylenen Sümer uygarlığına kadar bir hicrete bağlı olarak kurulmuşlardır. Bunun anlamı şu olabilir; eğer bir küçük grup kendi mekanı içinde sıkışıp kalmışsa bu kendi mekanı içinde kendini yeniden üretebilme imkanı, çok az, hatta hiç yoktur. O halde söylenebilecek şeylerin başında şu gelir ki bir küçük grup öncelikle bir ülkeye yerleşiyor ve kendine ait bir uygarlığı kurmak için araştırma yapmak zorunda kalıyor, çünkü buna ihtiyacı var. Bundan çıkarabileceğimiz sonuçta şu olabilir ki, tüm büyük uygarlıkların temelinde ilkel ve küçük grupların yaptıkları hicret yatmaktadır.