Beyaz Gemi okuduğum ikinci Aytmatov kitabı oldu. Bu bana yazarın hikayesi, karakterleri, anlatım tarzı hakkında farkındalığı daha fazla bir okuma yapma imkanı sağladı. Aymatov’un karakterleri kalabalıklardan uzakta; çok az insanın olduğu, zorunda kalmadıkça kimsenin uğramadığı bölgelerde yaşar. Bu insanların yaşamları, acıları, tercihleri hatta bu dünyada var oldukları bile fark edilmez. Zaten onlar da her gelişmeden öylesine uzaktır ve kendi dünyalarına hapsolmuşlardır ki dünya onları bilmediği gibi onlar da dünyayı bilmez.
Beyaz Gemi, San-Taş Vadisinde yaşayan orman koruyucularının hayatlarının birkaç günlük kesitini konu alır. Bu dağlık bölgede şehir hayatından uzakta yalnızca üç ev bulunur. Anne ve babası tarafından terk edilmiş, dedesinin yanında kalan bir çocuk ise başkarakterimizdir. Aymatov Beyaz Gemi’de bir çocuğun saflığıyla kötülük, mutsuzluk, adaletsizlik kavramlarını sorgular. Büyüklerin çıkar ilişkileri üzerine temellendirilmiş dünyasına yabancı olan çocuk, kötülüğün karşılığını bulmamasını bilakis kötü insanlar ödüllendirilirken masum olanların ezilmişliğini anlamlandıramaz. İnsanlar bu dünyayı neden birbirleri için yaşanmaz kılmaya çalışırlar çözemez. Hayatın en temel sorularını hayata henüz kirlenmemiş bir ekrandan bakarken cevaplamakta zorluk çeker.
Dedesinin çocuğa anlattığı ve çocuğun dinlemeyi çok sevdiği bir masal vardır. Kırgızların çok eski zamanlardaki yaşam biçimleri, katledilerek yok edilme noktasına geldikleri ve Boynuzlu Maral Ana sayesinde yeniden türemeleri anlatılır bu masalda. Maral Ana’nın yardımı sayesinde soylarını kurtarabilen Kırgızlar yıllar içerisinde büyüyüp çoğalmışlar, güçlü bir duruma gelmişlerdir. Ancak kendilerini kurtaranları unutmuşlar ve koruyuculuklarını üstlendikleri Maralları boynuzu için avlamaya başlamışlardır.