NazendeKahveKitap

NazendeKahveKitap
@TubaTUTAR
Avukat
İktisat-Hukuk
35 okur puanı
Ağustos 2020 tarihinde katıldı
Şu anda okuduğu kitap
Dion’u öldürenler doğru bir insana karşı suç işlemekle, Dionysios ise iktidarı boyunca adaletten uzak kalmakla bana ve insanlığa en büyük kötülüğü yaptı.
Ne Kadar Kitap Kurdusun?
0-30p: Kontrollü okuyucu 📖 40-70p: Hafif bağımlı 👀 80p+: Geçmiş olsun, kitaplar seni ele geçirmiş 😅
kendisi ve ülkesi için en güzel şeyleri bulmaya çalışan bir insan, bu nedenle acılar çekse bile, doğru ve güzel bir sona ulaşacaktır. Hepimiz ölümlüyüz, ölümsüz olan birisi olsa bile, bilgisiz insanların sandığı gibi güzel bir şey değildir, bu. Çünkü ruhu olmayan bir şey için iyi ya da kötü yoktur. Sadece ruh bedenle birleştiği zaman iyi veya kötü diye bir şey olabilir. Ruhun ölümsüz olduğuna ve ölümden sonra sorgulanacağına dair olan eski kutsal geleneklere gerçekten de inanmalıyız. Bu yüzden haksız cinayetler ya da kötülükler yapmaktansa, bunlara maruz kalmak daha iyidir. Sadece zenginlik peşinde koşan bir insan, bu sözleri dinlemez. Dinlese bile, bunu sadece alay etmek için yapar. Böylesi bir insan sadece kendisine yiyecek içecek bulabilmek için köleler edinir, ismini yanlışlıkla Aphrodite’den alan o uygunsuz zevklerini karşılayabilmek için hiç de utanmadan bir vahşi hayvan gibi etrafına saldırır. Yaptığı şeylerdeki dinsizliği ve kötülükleri göremeyen bir kördür. Dinsizliği, hem bu dünyada hem de yer altı dünyasında, acılarla dolu yüz kızartıcı yolculuğunda, hep beraberinde taşır.
Devlet gerektiği şekilde doğru olanları yapıyorsa ve zaman zaman öğüt istiyorsa, bir kişi öğüt verebilir. Fakat devlet doğru yoldan sapmışsa, kendisine öğüt verenleri ölümle korkutuyorsa, öğüt verenlerden hiçbir şeye dokunmamalarını ve her şeyi olduğu gibi bırakmalarını istiyorsa, o zaman durum farklılaşır. Devletler, kendilerine öğüt verenlerin hırslarına ve isteklerine boyun eğmeyi, onların en kısa süre içinde tatmin edici çözümler bulmalarını bekliyorlarsa, öğüt veren kişiler bence alçak insanlardır. Bu durumda devlete öğüt vermeyenlerin cesur insanlar olduklarını düşünürüm.
İtalya ve Sicilya yolculuğumu yaptığım sırada, kafamda bu düşünceler vardı. Bu ülkelerde “şanslı” denilen bir yaşam türünü gördüm. Hiç bitmeyen ziyafetlerle dolu bu yaşamı hiç beğenmedim. İnsanlar karınlarını günde iki defa doyuruyorlar ve akşamları asla tek başlarına yatmıyorlardı. Herkes, böylesi bir yaşam içinde yerini almıştı. İnsan doğası gereği ne kadar önemli yetilere sahip olursa olsun, çok uzun zaman boyunca sözünü ettiğim şekilde bir yaşam sürerse bilgeliğe ulaşamaz, ölçülü olamaz. Diğer erdemler için de aynı şey geçerlidir. Eğer bir ülkede halk mallarını çılgıncasına kullanıyorsa, tüm çabasını aşk eğlencelerine ve yiyip içmeye yöneltiyorsa, ne kadar iyi kanunlar olursa olsun, ülke doğru yola gelemez. Böylesi devletler tiranlık, oligarşi, demokrasi gibi çok sayıda yönetim biçimini benimsemek zorunda kalırlar. Yönetimdekiler ise adalet ve eşitliği temel alan bir yönetim şeklinin ismine bile katlanamazlar.
Ayrıca yazılı kanunlar bozulmuştu, kötülükler o kadar fazlasıyla artmıştı ki halkın çıkarlarını düşünen benim gibi bir insan bile yaşananlar karşısında şaşırmıştı. Olaylar adeta akıntıya kapılmıştı. Ancak yine de olanları değiştirebilmek ya da en azından durumu iyileştirmek adına çözüm yolu bulmaya çalışıyordum. Bu arada tüm devletlerin kötü bir şekilde yönetildiklerini anladım. Çünkü devletler yeniden düzenlenmedikçe, kanunların daha iyi bir hale getirilmelerine imkân yoktur. Bu yüzden felsefeyi överken, kişilerin ya da devletlerin felsefenin yardımıyla daha iyi bir hal alabileceklerini söylemiştim. İnsanların başına gelen kötülüklerden sakınmanın da ancak gerçek filozofların iktidarı ele almaları ve tanrının da yardımcı olması sayesinde olabileceğini belirtmiştim.