Kadını sindirip erkeği kolay yönetilir kılmanın binlerce yasalarından çıkmadır, "erkek gibi kadın" sözü. Çok çok kadınsı olmak gibi ne idüğü belirsiz pohpohlayıcı bir etikete özendirmektir. Erkeği ise duyarlığındaki olabilir insanca inceliklerden çekindirip, ezici yönetici vasfını geliştirmek için de "kadın gibiliğin" aşağılayıcı umacısını dikmek yasasıdır karşısına. Bunlar kökleşmiş yaşama hileleridir. Kadınları ürkütmenin, çocukça kalmasına çalışılmış bilinçlerini sarsmanın, onları kendilerine çirkin, beğenilmez saydırmanın en ucuz yolunu taşır bu laf. "Erkek gibi kadın canım," deyip ezirvermek, cinsiyetini yaralayıp yetersizleştirmek kurnazlığıdır bu.
Her ailede, üç beş kuşakta bir, şaşılası kişiler yetişir. Kan ağacının yanından fışkırıveren, budanmayı kabul etmeyen, o fidanı tanıyamazsınız uzun süre. O sizi daha çabuk tanır.
Emine büyüklerin, unutkanlık mı yoksa yaşamayı önemsemeyiş mi olduğunu çıkaramadığı davranış savrukluklarını yeniden düşünüyordu.
"Biz hiç yalan söyler miyiz," dedikten hemen sonra gerekli saydıkları bir yalanı aynı önemli anlatımla söyleyişlerindeki küstahlığa varan cesaretlerini ürkünç buluyordu.
Böylesi bir yarım yamalaklığın tehlikeli sorumsuzluğuna şaşıyorlardı. Her şey karanlık gösteriliyordu kamuoyuna. Değişen bir dünya içinde yerlerini arayanların, ezilenlerin adına konuşmayı isteyenlerin devingenliği ürkütücüydü demek. Yaşını başını almış bu kişiler suçlamalardaki sorumsuzluğu böylesine aldırmazlıkla nasıl yüklenebilirlerdi.