Tuğba

Yağmura rağmen yirmi bin insanın toplandığı mitingde haykırılan şu söz kazınır hafızalara : “Ölmeyi bilmeyen yaşamayı da bilmez.” Cesaretin bulaşıcı olduğu sözü tarih sahnesinde bir kez daha doğru çıkar ve 23 Mayıs günü Sultanahmet Meydanı’nda düzenlenen mitinge iki yüz bin insan katılır.
Her çiçeğin bir mevsimi, her kitabın bir zamanı vardır. Haziranın tadını yeni hikâyelerle çıkarın.
İşgal İstanbul’unda, oturduğu apartmanın karşı dairesine el koyan Fransız subaylarıyla yüz yüze gelmekten usanan bir kadın, mutfak balkonundan eline aldığı havan tokmağını bir tencereye vurarak sokakta kalabalık toplar. Gürültü üzerine balkona çıkan işgal subayları, Fransızcayı çok iyi bilen bu kadının sert sözleri karşısında çareyi içeri kaçmakta bulurlar. Bu olay belki de “tencere tava” çalınan protesto eylemlerinin tarihimizdeki ilk örneğidir.
İki İngiliz uçağı direnişi kırmak, halkı dağıtmak için gökyüzünü yırtarcasına alçak uçuş yaparak geçer, isyancıların başları üstünden... Kalabalık iki yana doğru ayrılırken, orta yerde kımıldamadan duran, meydandan ayrılmayan cesur bir topluluk vardır : KADINLAR!
“Gece en karanlık ve ebedi göründüğü zaman gün ışığı en yakındır.” ... Söze böyle başlar o gün, balkondan konuşan Halide Edip Adıvar... Bir kadın sesidir yankılanan İstanbul’da, işgale ve teslim olanlara karşı, ilk kez...
Ve İkinci Dünya Savaşı’nda açlıktan kırılan Yunan halkının yardımına Türkiye yetişir... Yiyecek taşıyan Kurtuluş vapurunun fırtınalı bir havada batması üzerine, zorlu görevi Dumlupınar üstlenir... 1942 yılında, Bandırma’nın batırılmaması için dua eden, Pire limanında yolunu gözleyen bu sefer Yunan halkıdır!