“Hikaye,” dedim,”gel seninle anlaşalım. Sen yarım kal,adını da Yarım Kalan Hikaye koyalım.”
“Sen zaten neyi tamam ettin ki?” dedi bana.
“Aslında, tam diye bir şey yoktur, ”dedim, ”her tam, bir üst yarımın alt basamağıdır. Yani yarım da bir bütündür.”
Bir şey içime oturmuş kalmıştı. Yok olmak. Toz olmak istiyordum. Varlığım orada olmamalıydı. Gelip beni alsalardı. Uzaydan ya da bir yerlerden gelselerdi. Sessiz sedasız kaybolsaydım. Yerime Kız Kulesi'ni bıraksalardı. Ne alakaysa ?
"Ne olmuştu da, 'Seninle dünyanın her yerine gelirim' diyen Müzeyyen, durduğu yerden çekip gitmelere başlamıştı.Gelirken getirdiği bakışlar ne dalgaydı? Hangisi Müzeyyen'di? Ya da Müzeyyen kimdi? İlk tanıdığım kimdi, şimdiki kim?"
“Böyle olmasını istemezdim ama hep olurdu. Dünyanın bütün kızılderilileri yenilir, Spartakus kaybeder, gün batarken sararır, kuşlar döner, Sadri Alışık denilen hergele, her filminde ağlardı. O ağladıkça ben de ağlardım. Nedenimi bilmez ağlardım. Ağladıkça Sadri’ye kıl kapar gıcık olurdum. Üçüncü şahıs olarak kalışına, hep gidici kadınları sevişine, bu gidiciliklerin bir mecburiyet gibi duruşuna, Sadri’nin bu mecburiyetlere, giden kişinin özgürlüğü olarak bakıp, ona ihanet etmemek için kendine ihanet edişine...”