Yorgunum. Yalnızım. Bu yeni hayatın içinde kendimi küskünlüğe batmış, olmak istemediğim bir insan, çocuğum olan o nimet için sürekli şükran duymadığım için sürekli suçlu hisseden bir insan olarak bulmuştum. Sürekli olarak şükran duyuyorum, gerçekten de: Çocuğuma tapıyorum. Ama yorgunum. Yalnızım. Kaybolmuşum.
“Bütün çocukluğum senin yokluğunu ümit etmekle geçti.”
Bu satırları kitabın ilk sayfalarında okudum ve dedim ki ben bu kitabı sevdim. Çok az kitap vardır bana daha ilk sayfalardan bu sözü söyleten. Çok az kitap vardır bu kadar kısa bir cümleyle çok şey anlatan. O cümle de bana dokundu, kendimden bir şeyler buldum. Kısa ve çok etkili bir okumaydı. Bayıldım, yazarın tüm kitaplarını alıp okuyacağım.
Bu kitabı kim beğenir, neden beğenir bilemem. Anlayamam, anlam da veremem. O kadar kötüydü ki. Yani aslında başlarda idare eder gibiydi ama sonlara doğru o kadar yazmış olmak için yazılmış, o kadar anlamsız ve boştu. Kitap bitince uzun bir süre o boşluğu düşündüm ve o boşlukta kayboldum.