Gökhan zerek

Gökhan zerek
@Tylerdrr
Sadece Yaşıyorum bu kadar
Öğrenci
İstanbul üniversitesi
İstanbul
İstanbul
19 okur puanı
Mayıs 2023 tarihinde katıldı
Atatürk ve milli mücadele ilk zamanları
İstanbul tarafından görevinden alınmış ve istenmeyen adam ilan edilmiş bir devlet memuru olmak, hiçbir geliri olmaksızın "sine-i millet"e sığınmak demekti. Ayrıca Amasya Tamimi'ne beklediği tepkiyi alamamış ve rotasını Erzurum'a çevirmek zorunda kalmıştı. Geleceği belirsizdi. Bu yüzden, Erzurum'daki havayı anlayıp oradaki hareketlenmede bir rol edinene kadar paşa üniformasını üzerinden çıkarmaması gerekiyordu. Kısacası, zamana ihtiyacı vardı; o da işi bilinçli bir biçimde uzatarak zaman kazanmaya çalışmıştı. Ankara'da açılan Büyük Millet Meclisi'nin Sultan VI. Mehmet Vahdettin'i kurtarmak istediği iddiasına gelince; bu Meclis'in başlangıçta tek meşruluk kaynağı, İstanbul'daki Meclis-i Mebusan'ın 16 Mart 1920'de işleyemez hale getirilmiş olmasıydı. Bunun farkında olan Meclis, hemen 29 Nisan günü Hıyanet-i Vataniye Kanunu'nu çıkararak kendisine bir meşruluk zemini yaratmıştı. Bu kanuna göre TBMM, vatanı, ulusu, başkenti ve Saltanat'la Hilafet'i kurtarmak için kurulmuştu. Yani amacı Sultan'ı değil, Saltanat'ı; Halife'yi değil Hilafet'i kurtarmaktı. Seçimleri Anayasa'ya aykırı olarak süresiz erteleyen, yani meşrutî rejime fiilen son veren, aylarca seçim çağrısı yapmamakta direnen, sonra da kendi iradesi hilafına 12 Ocak1920'de toplanan son Osmanlı Meclis-i Mebusanı'nın açılışına hasta olduğuna dair bir yalan uydurarak gelmeyen bir sultanı TBMM'nin kurtarmak isteyebileceğini hayal etmek bile abes olur. Hele bunu İttihat ve Terakki Cemiyeti üyesi olarak Meşrutiyet'i yeniden yürürlüğe koyma yolunda ölüme bile gideceğine dair yemin etmiş ve 31 Mart Vakası'nda Meşrutiyet'i kurtarmak için Hareket Ordusu'na katılmış bir subaydan beklemek düpedüz saçmalıktır. Bu durumu mümkün kılan iki önemli yanlışımız var. Bunların ikisinde de, daha önce söylediğimiz gibi, Atatürkçü
Sayfa 97·Kitabı okudu
Alıntı
Ne Kadar Kitap Kurdusun?
0-30p: Kontrollü okuyucu 📖 40-70p: Hafif bağımlı 👀 80p+: Geçmiş olsun, kitaplar seni ele geçirmiş 😅
Atatürk ve İstanbul hükümeti arasında
Mustafa Kemal Paşa, siyaset gereği mahviyetli gözüküyor , ilişkilerinde hep aşağıdan alıyordu. Çeşitli bakanlarla ve bu arada Sadrazam Ferit Paşa'yla olan görüşmelerinde de aynı tavrı takınmış, bakan adayı olarak rahatsızlık yaratmasına karşın, temel siyasal çekişmeler açısından güvenlerini kazanmıştı. Bu güvenin oluşmasında Sultan VI. Mehmet Vahdettin'in hâlâ kendisinden birşeyler umuyor olmasının da rolü olmuştur tabii. Hatta İngiliz istihbarat dosyalarında olumsuz kişiler arasında gösterilmesine karşın İngilizlerin kendisine Anadolu'ya gitme izni vermelerinde de Sultan'ın rolü vardır. Dolayısıyla Mustafa Kemal Paşa'nın yatırımlarının meyvelerini verdiğini söyleyebiliriz. Yani Sultan'ın Papa'yı Anadolu'ya gönderirken kendisinden beklediği şey kendi politikasını uygulaması ve, İngilizlerin istekleri doğrultusunda, Doğu Karadeniz'de neredeyse tümüyle İttihatçılar'dan oluşan, bazılarının başında da Topal Osman Ağa gibi eski Teşkilat-ı Mahsusa üyelerinin bulunduğu Türk örgütlerini dağıtmasıydı . Nitekim Mustafa Kemal Paşa'nın Samsun'a varışından sonra bilgilenmek amacıyla sağa sola çektiği telgraflar'dan birine Trabzon Muhafaza-i Hukuk Cemiyeti, Paşa'nın İstanbul'un adamı olduğu inancıyla cevap bile vermemişti. Mustafa Kemal Paşa'nın, Haziran ortalarından itibaren İstanbul'daki hükümeti açıkça ve sert bir dille yermeye başlamasından sonra Sultan VI. Mehmet Vahdettin'le yaptığı görüşmeler, konumuz açısından belki de en nazik evredir. Nitekim Mustafa Kemal Paşa'yla İstanbul Hükümeti'nin aralarının iyice açılması sonrasında bile,bazı bakanların istifa etmesine kadar varan çatışmalara karşın Mustafa Kemal Paşa azledilememiş, sonuç olarak bu azil ancak Sultan'la 7 Temmuz akşamı yaptığı telgraf görüşmesi sonrasında gerçekleşmiştir. Halbuki Mustafa Kemal Paşa İstanbul
Sayfa 95·Kitabı okudu
Alıntı
19 Mayıs 1919 öncesi
Mustafa Kemal Paşa, İstanbul'da önemli bir göreve getirilmek için daha Mondros Bırakışması'ndan önce, Halep'teyken çalışmaya başlamış, bu çabalarını İstanbul'da da sürdürmüş, hatta bu yüzden Damat Ferit Paşa'nın bir ara kendisini de Malta'ya sürdürmeyi aklından geçirmesine neden olmuştu. Geniş yetkilerle donatılmış olmadıkça da, taşrada görev kabul etmek niyeti olmadığı gibi, daha önce ordu komutanlığı yapmış olduğu için daha küçük bir görev kabul etmesi de mümkün değildi. Öte yandan, Samsun ve çevresindeki olayları inceleyecek yüksek rütbeli bir subaya gereksinim duyulduğunda, bazı kapıları sürekli aşındıran ve kendisi hakkında yeni bir hükümette yer alacağına ilişkin çeşitli dedikodular çıkan Mustafa Kemal Paşa'dan kurtulmak, birçoklarının işine gelmişti. Böylece, Damat Ferit Paşa ve Hürriyet ve İtilaf Fırkası çevrelerinin bir yanda Doğu Karadeniz kıyılarında herhangi bir karışıklığa izin vermeme, diğer yanda da Mustafa Kemal Paşa'yı İstanbul'dan uzaklaştırma istekleriyle, Mustafa Kemal Paşa'nın geniş yetkilerle donatılma isteği, birbirlerinden çok farklı, hatta taban tabana zıt amaçlar taşımakla birlikte, aynı atamayla gerçekleşmiştir.
Sayfa 92·Kitabı okudu
Alıntı
Barış pazarlıkları sonu
Türk tarafı için 1919'da mesele, henüz vatan meselesi değil, vatanı kimin, ne surette yöneteceği, sonuç olarak da Birinci DünyaSavaşı'nın galipleriyle barış konferansında kimin pazarlık edeceği meselesiydi. Yani Türk ulusçularının gündemindeki birinci madde,vatan olarak görülen toprakları savunma hazırlıkları yapılmakla birlikte, Sultan VI. Mehmet Vahdettin'in son verdiği meşruti rejime dönme çabasıydı. Erzurum ve Sivas Kongreleri'nin bildirileri dikkatlice okunursa bu kolaylıkla görülebilir. Bunu başarıp İstanbul'da Meclis-i Mebusan'ı tekrar açtırır açtırmaz ilk yaptıkları iş de, Misâk-ıMilli'yi ilan etmek oldu. Sağa sola birtakım işgal ordularının çıkması da görece önemli değildi, çünkü savaş kaybedenlerin topraklarının kazananlar tarafından işgal edilmesinden daha doğal bir şey olamazdı. Bu noktada temel sorun, o toprakları kendi vatanları olarak görenlerin "mülkiyet haklarını" silaha başvurmadan elde edip edemeyecekleriydi. İşte, İngilizlerin 16 Mart 1920'de gerçekleştirdikleri eylem, barışa giden karşılıklı pazarlık yolunun tıkanması demek olduğundan, 16 Mart tecavüzünü Kurtuluş Savaşı'nın Başlangıç tarihi olarak görmemiz gerekir. Nitekim Mustafa Kemal Paşa da, aynı gün yayımladığı bildiride, "BUGÜN İSTANBUL'U CEBREN İŞGAL ETMEK SURETİYLE DEVLET-İ OSMANİYE'NİN YEDİ YÜZ YILLIK HAYAT VE HÂKİMİYETİNE HİTAM VERİLDİ. YANİ BUGÜN, TÜRK MİLLETİ, KABİLİYET-İ MEDENİYESİNİN, HAKK-I HAYAT VE İSTİKLALİNİN VE BÜTÜN İSTİKBALİNİN MÜDAFAASINA DAVET EDİLDİ... GİRİŞTİĞİMİZ İSTİKLAL VE VATAN MÜCADELESİNDE CENAB-I HAKK'IN AVN VE İNAYETİ BİZİMLEDİR" demiştir.
Sayfa 90·Kitabı okudu
Alıntı
Lawrencen Arap meselesi
Britanyalı'nın Ortadoğu ve Arap dünyası hakkında gerçekte çok azı şey bildiklerini ve bu adamlara güvenildiği için Birleşik Krallık'ın başına çok dert açıldığını söylüyorlar. Üzerinde anlaştıkları en önemli noktalardan biri, Lawrence gibileri'nin "Araplardan daha Arapçı" olmaları nedeniyle, Birleşik Krallık'ın dış politikasını sık sık zora soktukları. Özellikle Lawrence yöneltilen eleştiriler çok önemsediği ve ülkesine ayda 125.000 altına mal olan Arap İsyanı'nın tam bir fiyasko olduğu, askeri açıdan hiçbir işe yaramadığı noktasında yoğunlaşıyor. Gerçi Lawrence'ın kitabında anlattığı David Lean'in filminde ayrıntılı bir biçimde işlenen Hicaz Demiryolu hücumları uydurma değil. Ama tarihçiler bunların Osmanlı ordusuna ciddi zararlar vermediğini, Suriye ve Hicaz'daki Osmanlı kuvvetleri arasındaki iletişimi kesenin ise, Arap ordusunun bu etkinlikleri değil, General Edmund Allenby komutasındaki Mısır Seferi Kuvvetleri'nin Filistin'e girmesi olduğunu söylüyorlar. Öte yandan, Faysal ve Lawrence'ın Arap İsyanı'na ArabistanYarımadası'nın dışındaki bölgelerden hiç denecek kadar az katılım sağlayabildikleri de, bugün artık iyi bilinen konular arasında. Lawrence'ın Arap ordusuyla gerçekleştirdikleri arasında bir dedüpedüz uydurmalar var. Bunların en önemlisi, Arap ordusunun 4. Ordu'yu bozguna uğratıp Şam'ı ele geçirdiğine ilişkin olanıdır. Burada ilk söylenmesi gereken şey, Şam için savaşılmadığı, Osmanlı ordusunun geri çekilmesi sırasında kentin boşaltılmış olduğudur. İkinci önemli nokta ise, Şam'a varanların "Anzaklar" adıyla tanıdığımız Avustralya Bindirilmiş Piyade Tümeni'ne mensup Albay Bourchier'nin birlikleridir. Arapların kendilerinin şamı ele geçirdiğini demesinin sebebi isyan öncesi anlaşmadan kaynaklı anlaşmaya göre Arapların kendi isyan gruplarıyla ele geçirdikleri
Sayfa 86·Kitabı okudu
Alıntı