Türk tarafı için 1919'da mesele, henüz vatan meselesi değil, vatanı kimin, ne surette yöneteceği, sonuç olarak da Birinci DünyaSavaşı'nın galipleriyle barış konferansında kimin pazarlık edeceği meselesiydi. Yani Türk ulusçularının gündemindeki birinci madde,vatan olarak görülen toprakları savunma hazırlıkları yapılmakla birlikte, Sultan VI. Mehmet Vahdettin'in son verdiği meşruti rejime dönme çabasıydı. Erzurum ve Sivas Kongreleri'nin bildirileri dikkatlice okunursa bu kolaylıkla görülebilir. Bunu başarıp İstanbul'da Meclis-i Mebusan'ı tekrar açtırır açtırmaz ilk yaptıkları iş de, Misâk-ıMilli'yi ilan etmek oldu. Sağa sola birtakım işgal ordularının çıkması da görece önemli değildi, çünkü savaş kaybedenlerin topraklarının kazananlar tarafından işgal edilmesinden daha doğal bir şey olamazdı. Bu noktada temel sorun, o toprakları kendi vatanları olarak görenlerin "mülkiyet haklarını" silaha başvurmadan elde edip edemeyecekleriydi. İşte, İngilizlerin 16 Mart 1920'de gerçekleştirdikleri eylem, barışa giden karşılıklı pazarlık yolunun tıkanması demek olduğundan, 16 Mart tecavüzünü Kurtuluş Savaşı'nın Başlangıç tarihi olarak görmemiz gerekir. Nitekim Mustafa Kemal Paşa da, aynı gün yayımladığı bildiride, "BUGÜN İSTANBUL'U CEBREN İŞGAL ETMEK SURETİYLE DEVLET-İ OSMANİYE'NİN YEDİ YÜZ YILLIK HAYAT VE HÂKİMİYETİNE HİTAM VERİLDİ. YANİ BUGÜN, TÜRK MİLLETİ, KABİLİYET-İ MEDENİYESİNİN, HAKK-I HAYAT VE İSTİKLALİNİN VE BÜTÜN İSTİKBALİNİN MÜDAFAASINA DAVET EDİLDİ... GİRİŞTİĞİMİZ İSTİKLAL VE VATAN MÜCADELESİNDE CENAB-I HAKK'IN AVN VE İNAYETİ BİZİMLEDİR" demiştir.