Gökhan zerek

Gökhan zerek
@Tylerdrr
Sadece Yaşıyorum bu kadar
Bab-ı Âli Baskının nedenleri
Bâb-ı Âli Baskını'nın, hem zamanında hem de daha sonra yapılan İTC yanlısı/sempatizanı yorumlarında, Kâmil Paşa Hükümeti'nin uluslararası baskılar sonucunda ve çaresizlik içinde, tarihi başkent Edirne'yi Bulgaristan'a bırakacağı korkusuyla yapıldığı söylenmiştir.Nitekim baskın günü de Bâb-ı Âli yokuşundan Hükümet Konağı'na doğru inen darbeciler, rastladıkları halkı, "Edirne elden gidiyor, hâlân oturuyorsunuz?!" diyerek galeyana getirmeye çalışmışlardı. Bilindiği gibi Balkan Savaşı, o günlerde bırakışma yapılmış olmakla birlikte, henüz sona ermemişti . Bulgar ordusu İstanbul sınırlarında, Çatalca'daydı , İstanbul'da da Kasım ayından beri başkentin Anadolu'ya taşınması meselesi konuşulur olmuştu. Edirne ise üç aydır kuşatma altındaydı ve daha fazla dayanamayacağı iyi kötü anlaşılmıştı....
Sayfa 64·Kitabı okudu
Hangi tür kitapları seviyorsun? 🔎 Polisiye 💕 Romantik 🚀 Bilim Kurgu 🏰 Fantastik 📖 Klasik 🧠 Kişisel Gelişim 🏛️ Tarih 😱 Gerilim
Darbenin kanlısı
23 Ocak 1913'te meydana gelen ve "Bâb-ı Âli Baskını" adıyla bildiğimiz olay, yakın çağ tarihimizdeki ilk devlet darbesi değildir.Sultan Abdülaziz'in 30 Mayıs 1876'da tahttan indirilmesi de bir darbeydi. Ancak Bâb-ı Âli Baskını, yakın çağ tarihimizin tek kanlı darbesidir. İttihat ve Terakki Cemiyet'nin (İTC) asker önderlerinden Enver Bey'in başkanlığında bir grup subay ve arkalarından gelen Talat ve Mithat Şükrü (Bleda) Beyler gibi sivil İttihatçılar, Başbakanlık ve Osmanlı Hükümeti'nin toplantı mekânı olan Bâb-ı Âli'yi basarak kendilerini engellemeye çalışan Harbiye Bakanı Nâzım Paşa ve yaverlerini öldürmüşlerdi . Olayda İttihatçı subaylardan da biri can vermişti. Bunun ardından, tarihçi İbnül emin Mahmud Kemal İnal'ın istihzayla yazdığı gibi, işi Meşrutiyet'e uygun bir hale koymak için olsa gerek, Başbakan Kâmil Paşa istifaya zorlanmış ve silah zoruyla yazdırılan istifa mektubu gene Enver Bey tarafından Saray'a götürülerek darbe tamamlanmıştı.
Sayfa 63·Kitabı okudu
Alıntı
BALKAN BOZGUNU
Savaşın, Osmanlı Devleti için ezici bir hezimet olmasının en önemli nedeni , Osmanlı ordularının çok çabuk ve çok kötü yenilmeleridir. Bulgar, Sırp ve Yunan orduları kısa bir sürede o kadar geniş topraklar ele geçirmişlerdi ki, onları eski sınırlarına çekebilmek Avrupalı diplomatlar için tümüyle imkansızlaşmıştı. Zaten bu devletlerden yıllardan beri almayı tasarladıkları yerlerden çıkmalarını istemek, Avrupa dengelerinin bozulmasına da neden olabilirdi. Ama Büyük Güçler gene de müdahil olup, Balkan müttefiklerinin pek hoşlanmadıkları bazı şeyler yaptılar. Örneğin Rusya, Çatalca'daki yeni Osmanlı savunma hattının sağlamlığı anlaşılana kadar İstanbul' un Bulgarların eline geçmesine engel olacak bir dizi önlem aldı. İtalya ve Avusturya-Macaristan ise, Büyük Britanya'nında desteğiyle, Sırbistan'ın Adriyatik Denizi'nde kıyı kazanmasına karşı çıktı. Böylece, kısmen Yunanistan'ın da somurtmasına neden olan Arnavutluk doğmuş oldu Londra' da Aralık ayında başlayan barış görüşmelerinde, Osmanlılara Edirne'yi Bulgaristan' a bırakma konusunda yapılan baskılar ise, Balkan müttefiklerinin daha sonra yapacakları gittikçe belli olan savaşı engelleme çabalarıydı. Nitekim Sırbistan ve Yunanistan'ın Makedonya' da aslan payını almış olmaları Bulgarları rahatsız etmişti. Selanik'i de birkaç saatlik bir gecikmeyle Yunan ordusuna kaptıran Bulgaristan'ı yeni bir savaş istemekten alıkoyabilecek tek şey, Edirne'yi topraklarına katmaktı. Ama Bulgarlar bu konuda bile Rus desteği bulamadılar. Sırbistan'a saldırarak başlattıkları İkinci Balkan Savaşı'nı , Romanya ve Yunanistan'ın da karşılarına çıkmasıyla korkunç bir yenilgiyle bitirdiler. Bulgaristan, Edirne'yi alamadığı gibi Kavala'yı Yunanistan' a, Dobruca'yı da Romanya' ya bırakmak zorunda kaldı.Bu sonuç, Bulgaristan'ın Sırbistan'a karşı
Sayfa 56·Kitabı okudu
Alıntı
İrtica kelime kökeni ve 31 Mart olayı
31 Mart Olayı, dilimize "irtica", "irticaiyyun" "mürteci" sözcüklerini kazandırmıştır. 1908'in Ekim ayında İstanbul'da meydana gelen ve Hüseyin Cahit Yalçın'ın aralarında "31 Mart'ın ilk provaları" biçiminde betimlediği iki olay, gazetelerde "vaka" "hadise" olarak adlandırılmakla birlikte, bazı yazılarda da ilk kez, "karşı-devrimci tepki" anlamına kullanılan "reaksiyon" ve "aksülamel" sözcüklerinin yanı sıra, "hareket-i irticaiyye" deyimine rastlanmıştı. Ancak "rücu", yani "geri gitme, geri dönme" kökün den türetilmiş olan "irtica" ve "mürteci" sözcükleri ilk kez 31 Mart Olayı'ndan sonra günlük dilimize yerleşip sözlüklere girmiştir. Ne var ki, Türkiye siyasetinde, bazı Batı ülkelerinde görülen ve dinsel muhafazakarlık boyutu çok zayıf olan kralcı ve/veya aristokratik tepkinin bulunmaması nedeniyle, "irtica" ve "gericilik" sözcükleri günlük dilde yalnızca dinsel tepki anlamına kullanılır olmuştur. 31 Mart Olayı, İstanbul'a önemli bir cadde adı ve bir heykel birakmıştır. Hareket Ordusu'nun İstanbul'a girmesinden sonra girişilen en kanlı çarpışmalar'dan biri de Harbiye-Taksim bölgesinde olmuştu. Bugünkü Taksim Gezisi'nin yerinde bulunan kışla önünde ki çatışmada vurulan ve Hareket Ordusu'nun ilk gönüllülerinden olan Binbaşı Muhtar Bey'in adı bugünkü Cumhuriyet Caddesi'ne. "Şehit Muhtar" biçiminde verilmişti. Bu ad şimdilerde Talimhane Mahallesi'nin caddelerinden birinin adıdır. Hareket Ordusu'nun İstanbul'a giriş yollarından en önemlisi, Dolmabahçe'ye inen vadiyi çevreleyen Birinci Ordu kışlalarını ve Harbiye Mektebi'ni hedef alan, Kâğıthane-Çağlayan-Şişli yoluydu. Bu yol üzerinde ve Hürriyet-i Ebediyye Tepesi adı verilen yerde. Meşrutiyet uğrunda ölenlerin anısına dikilen Abide-i Hürriyet, Türkiye'de kamusal alanda görülen ilk heykeldir. Mimar Muzaffer Bey'in yapıtı
Sayfa 53·Kitabı okudu
Alıntı
"Harekat ordusu yolda"
İsyana, dolayısıyla da mutlakiyete geri dönüş olasılığına karşı taşranın ilk tepkileri, 14 Nisan'da görüldü. Selanik'te düzenlenen Meşrutiyet yanlısı miting, İstanbul'a Meşrutiyet'i kurtarmaya gitme kararıyla sonuçlandı ve gönüllüler hazırlanmaya başladı. Ertesi gün birçok taşra kentinden İstanbul'a protesto telgrafları gönderildi. Selanik'teki Üçüncü Ordu Komutanı Mahmut Şevket Paşa, "Hareket Ordusu" adıyla, hem muvazzaf askerlerden hem de gönüllü sivillerden oluşan bir ordu kurulmasını istedi. Anılarında bu adı kendisinin koyduğunu söyleyen Kolağası Mustafa Kemal (Atatürk)Bey'in kurmay başkanı atandığı ordunun ilk birlikleri, Binbaşı Muhtar Bey komutasında 15 Nisan gecesi Selanik'ten trenle yola çıktı. Bu orduya katılmak üzere, daha sonra Erzincan, İzmir, İzmit gibi birçok yerde gönüllüler de harekete geçti. Hareket Ordusu'nun komutanı Hüseyin Hüsnü Paşa'ydı. Ancak ordunun başkente iyice yaklaşmasından sonra, komutanlık kademesinde bir değişiklik oldu. Selanik'teki İttihat ve Terakki Cemiyeti yöneticileri, Almanya'daki askeri ataşelik görevini bırakarak alelacele oraya gelen Binbaşı Enver Bey'inde desteğiyle, Mahmut Şevket Paşa'yı Hareket Ordusu'nun başına geçmeye ikna ettiler. Bu gelişmeden İttihat ve Terakki Cemiyeti'nin beklediği, İstanbul'a girecek olan Hareket Ordusu'nun komuta mevkindekiler arasında tanınmış bir İttihatçının da bulunmasıydı.Nitekim Enver Bey de kurmay heyetine dahil oldu. Hareket Ordusu'nun İstanbul'a iyice yaklaşması, mebuslara cesaret verdi ve birçok mebus 19 Nisan'dan itibaren Yeşilköy'de toplanmaya başladı. 21 Nisan'da sayıları epey artan mebuslar, Âyân Meclisi'ni de Yeşilköy'e davet ederek Meclis-i Milli olarak toplanma kararı aldılar. Ertesi gün gerçekleşen bu tarihi toplantıda Sultan Abdülhamit'in tahttan indirilmesi konusu görüşülmeye
Sayfa 52·Kitabı okudu