Gökhan zerek

Gökhan zerek
@Tylerdrr
Sadece Yaşıyorum bu kadar
Harf devriminin bir gece halkı cahil bıraktı iddiası üzerine
Bugün üzerinde konuşulan bir konu , alfabe değişikliğiyle birlikte tüm bir ulusun birdenbire okur yazarlığını yitirmiş olduğu iddiasıdır. Bu iddia, gerici çevrelerin uydurduğu şehir efsaneleri'nin başta gelenlerindendir. Yeni Türkiye'nin, kurulduğu 1923 yılındaki okuryazarlık oranı yüzde 10'un altındaydı. Bu oran, 1935 nüfus sayımı sonuçlarına göre yüzde 19,25'e çıkmıştır. Yani alfabe değişikliği yapıldığında okuryazarlık orarının yüzde 15'in altında olduğunu varsayabiliriz . O dönemde okur yazarlar arasında lise ve üstü eğitim alanların mutlaka bir yabancı dil bildiklerini, bunun da çok büyük oranda Fransızca olduğunu düşünürsek, alfabe değişikliğinden mağdur olanların oranının yüzde 10 un çok altında kaldığını kolaylıkla söyleyebiliriz. Bu istatistiksel veriyi farklı bir açıdan yorumlayacak olursak, modern eğitim almış seçkin sınıf mensuplarından mağdur olan olmamış, toplumun ezici bir çoğunluğu için ise günlük yaşamda değişen herhangi bir şey olmamıştır.
Sayfa 19·Kitabı okudu
Hangi tür kitapları seviyorsun? 🔎 Polisiye 💕 Romantik 🚀 Bilim Kurgu 🏰 Fantastik 📖 Klasik 🧠 Kişisel Gelişim 🏛️ Tarih 😱 Gerilim
Harf devriminin Osmanlı da kökeni ve yeni cumhuriyette ki tartışmaları
İkinci Meşrutiyet döneminde iyice alevlenecek olan,alfabe değişikliği tartışması : Latin alfabesini almak isteyenler, Türkçedeki sekiz ünlünün Arapçadaki üç ünlüyle yazılmasının çok zor olduğunu, bunun da eğitimin yaygınlaşmasını neredeyse olanaksız kıldığını öne sürüyorlardı. Öte yandan, Romenlerin uzun süredir Latin alfabesini kullanıyor olmaları, 19. yüzyılda da Hırvatların ve Arnavutların Latin alfabesini kendi dillerine uyarlamaları, bu yönde izlenecek örnekler olarak görülüyordu.Ancak, 19. yüzyılda Batı Avrupa'da ortaya çıkan ve Arap alfabesinin uygarlığa yatkın olmadığına ilişkin, belki biraz ırkçılık, ama kesinlikle Avrupa merkezlilik kokan bir kuramın etkisinde kalmış olabilecekleri de söylenebilir. Zaten geleneğe bağlı kalmak isteyenler de en çok vurguyu Arap alfabesinin kesinlikle uygarlığa, ilerlemeye engel olmadığı fikrine yapıyorlar, Latin alfabesinin mutlaka gerekli olmadığına ilişkin savlarını da Japonca örneğini vererek savunuyorlardı. Başka bir yol önerenler de oldu. Ünlüleri kıt Arapça sözcüklerin doğru okunmasını sağlayabilmek için gereken yerlere ünlüler eklenerek yeni bir yazım dizgesi yaratmak isteyenler ortaya çıktı.Bunların da elinde koz olarak Azerbaycan'da başlatılmış olan uygulama vardı. İkinci Meşrutiyet döneminde tartışma iyice alıp yürümüşken, İttihat ve Terakki Cemiyeti önderlerinden Enver Paşa bu yolu seçti ve kendi adıyla, bazen "Enverce", bazen de "Enver Paşa Türkçesi" diye anılan yazımı Osmanlı ordusunda uygulamaya koydu. Bütün orduya dağıtılan büyük ölçekli haritalar, bu yeni yazımla basılmıştı ve subayların coğrafya bilgilerinin de yardımıyla, Birinci Dünya Savaşı'nın başlarında kullanıldı. Ama telgraf memurları çok sıkıntı çekti ve bir sürü yanlış yaptılar. Bu yüzden yeni yazımda kısa bir süre sonra vazgeçildi. Bu deneyimin
Sayfa 17·Kitabı okudu
Alıntı
Ermeniler yedi yüz insan kesmiş...
Rusların çekilmesini müteakip, Ermenilerin en çok zulüm ettikleri yerlerden biri de Erzincan. Vaktiyle 20.000 nüfusu olan kasabada şimdi üç dört bin kişi bile yok. Rusların istilasından sonra kasabada, kalanlar ise fakir ve aciz halk. Bunların da yedi yüze yakın kısmı Ermeniler tarafından kesilmiş, öldürülmüş, yakılmış ve kuyulara atılmış.Kasaba, Osmanlı ordusu tarafından şubat ayında kurtarılmış. Ölülerin toplanılması hâlâ devam ediyor. Bu korkunç kan ve sefalet manzarası karşısında, karlı dağlar, bahara hazırlanan ovalar, henüz çiçeklenen ağaçlar, sessiz ve cansız. Fırat yine sedâsız, mütevâzi ve vakûr şekilde yoluna devam ediyor, kuşlar gene harabeler ortasında melül ve malızun düşünüyor. Talihsiz Erzincan'lıların yanık, dokunaklı kürdî makamlarda söyledikleri türküler, şimdi hakikaten yerini bulmuş. Bu gün o türküler söylendiği, o hazin nağmeler yurtlarına dönen felaketzedelerin dilinden işitildiği zaman üzülmemek elde değil. Vardın ki yurdundan ayak göçürmüş Leylâ gitmiş ıssız kalmış otağı Camlar şikest olmuş, meyler dökülmüş Sâkiler meclisten kesmiş ayağı.
Sayfa 54·Kitabı okudu
Alıntı
rus mezalimi
Yol döne döne iniyor. Bütün köyler harap. Halk vatanlarını, evlerini, ata ocaklarını bırakmışlar, kim bilir nerelere gitmişler, nerelerde ölmüşler! Bu güzel Anadolu böyle miydi ? Bir zamanlar bu ocaklardan dumanlar tüter,bu ovalarda sürüler otlar, bu evlerde mutlu aileler kanaatle, fakat saadetle yaşarlardı. Şimdi her köşe bir mezar, her yer bir harabezâr . Ardasa'ya geldiğimiz zaman harabeden başka şey görünmüyordu. Ortalık karardı. Güneşsiz, gurupsuz donuk ve soğuk bir akşam. Rusların tahribatından, Ermenilerin zulmünden insan dehşete kapılıyor. İnsan bir sokak feneri direği görse, dar ağacı zannediyor. Ardasa harap, caminin içi, mezarlık tamamen perişan. Cami ile medrese ahıra çevrilmiş. Mezarlığın bir kısmına ise kahvehane yapılmış. Sokaklar mermi kovanlarıyla doluydu
Sayfa 43·Kitabı okudu
Zigana dağlarına koyu bir duman çökmüş...
Hava bir türlü düzelmiyor. Kim bilir güneş olsa, bu dereler, bu vadiler, bu körpe fındık ağaçları, güneşin parlak ışıkları altında ne güzel görünecek! Fakat yağmur,hatta dolu, bir türlü eksik olmuyor. Yol yükseldikçe soğuk artıyor. Hamsi köy' e geldiğimiz zaman şiddetli bir yağmur başladı, sabahlara kadar sürdü. Buluttan ve sisten hiç bir taraf görülmüyor. Arada sırada sis sıyrılıyor, siyah çamların yüksek endâınları görünüyor. Zigana dağlarına koyu bir duman çökmüş. Adeta bulutlar içinde ilerliyoruz. Uzakta, uzun bir mesafe görmek mümkün değil.Durmadan yağmurlar, çamurlar sular içinde yükseliyoruz . Bazen bulutlar bir duman gibi sıyrılıp dağılıyor, o zaman yolun sol tarafında kesilmiş, yarılmış, hemen yakılacakmış gibi insana korku veren kayalar üzerinde, şebnemler içinde dağ menekşeleri, sağda ise çamlarla dolu yeşil ve karanlık uçurum görünüyor. Bu uçurumun biraz ilerisine bakıldığı zaman, yeşil çamlar arkasında sisten ibaret mavimsi bir deniz var gibi görünüyor. Biraz sonra şiddetli bir kar başlıyor, eller üşüyor, dimağ bu güzel manzaradan üşüye üşüye faydalanmaya çalışıyor. Zigana bir şiir gibi....
Sayfa 40·Kitabı okudu
Alıntı