Gökhan zerek

Gökhan zerek
@Tylerdrr
Sadece Yaşıyorum bu kadar
Muhabbet Kıraathanesinde gramafon çalıyor...
Ardahan halkı Türk ve Müslüman. Ahalinin Osmanlılığa ve Türklüğe o derece sevgileri var ki, çarşı boyunda üzerinde Muhabbet Kıraathanesi yazılı yerlerde durmadan gramofon çalıyorlar, zevk ve coşku içinde milli türküler dinliyorlar. Arada sırada yanık ve dokunaklı bir türkü gramofonun boğuk sedâları arasında işitiliyor. Son nağmeleri biterken: "Yaşasın miller" sedası â'mak-ı ruhtan kopan bir feryat gibi yükseliyor. Milliyetçilik duygusu ve Türklük sevgisi buralarda çok yüksek. Rus kültürü, Türklere millet sevgisinin kıymetini daha da artırmış. Milli kültürden mahrumiyet kalplerde acı bir özlem meydana getirmiş. Şimdi bütün halk Rus bozgunundan faydalanmak istiyor. Eski milli hayatlarına kavuşmak, eski şerefli mazilerinin parlak günlerini tekrar yaşamak isteğini duyuyorlar.
Sayfa 106·Kitabı okudu
Hangi tür kitapları seviyorsun? 🔎 Polisiye 💕 Romantik 🚀 Bilim Kurgu 🏰 Fantastik 📖 Klasik 🧠 Kişisel Gelişim 🏛️ Tarih 😱 Gerilim
Ardahanlı Ali ile Rus kızın gerçek hikayesi
Merdinek'te yüreği yanarak türkü söyleyen bir genç var. Okçu köylü Ali... Ali, çamlı dağların Köroğlu tepelerinin sabah güneşine karşı öyle hazin türküler söylüyor ki, güya ruhu aşktan yanan, bu türküleri yakan, kalbinin emellerini hazin feryatlar şeklinde ruhumuza ihsas ettiren aşık, kendisidir. En güzel söylediği, Diyarbakır'da, Erzincan ve Erzurum'da kürdi makamda okunan ve çok bilinen bir türkü Fakat nağmeler burada daha çok dokunaklı ve çok daha üzüntü verici bir şekle bürünmüş Türkünün konusu gayet şairane: Bir Türk delikanlısı köyünde yaşayan bir Hıristiyan kızını seviyor. Sabahları tarlaya giderken peşinden ayrılmıyor. Akşamları sürüler ağıllarına dönerken sevgilisinin yüzünü seyrederek ruhunun ateşini söndürmeye çalışıyor. Fikren ve hissen o derece kendini vermiş ki, nihayet kızın taptığı haçı, sevdiği salibi görmek istiyor. Kalbi heyecan içinde çarparak bir pazar sabahı kalkıyor. Güneş yamaçlara altınlar serper, kuşlar tatlı cıvıltılarla ortalığı şenlendirirken kiliseye gidiyor. Bir köşeye çekilerek sevgilisinin taptığı haçı ve kilisede yapılan ayini seyre dalıyor. Türkü şöyle başlıyor: Vardım kilisesine baktum haçına Mail oldum bölük bölük saçına Kız zeni götürem Islâm içine Vay Sinan ölsün sarı gelin Ah seni vermem dünya malına. Şarkının nakaratı o kadar hazin, o derece etkileyici ki, Ali elini şakağına dayamış, gözleri nemli, gönlünden kopan duygularla feryad ediyor. Vay Sinan ölsün sarı gelin Vay Sinan ölsün sarı gelin Seni vermem dünya malına. dedikçe, sanki ağlamak istiyor. Sarı gelinler oradadamı bedbaht aşkları bir derece teshir eylemişler?
Sayfa 104·Kitabı okudu
Edebiyat
Üç Derdim Var
Bu dünyada üç nesneden korkarım Bir ayrılık, bir yoksulluk, bir ölüm Hiç birinden asla gönlüm hoş değil Bir ayrılık, bir yoksulluk, bir ölüm. Beğim düştük bu yerlere göçülmez Avuç ile kirli sular içilmez Uç derdim var birbirinden geçilmez Bir ayrılık, bir yoksulluk, bir ölüm. Pınar, senin ne belalı başın var Baş ucunda elvan elvan taşın var Onüçünde kızlar ile işin var Yandım kızlar bir su verin Pınar'dan.
Sayfa 102·Kitabı okudu
Şiir
Aygır gölü kenarında Rus Garnizonları...
Bu sedâ, sanki gökyüzünün terennüm eden ruhu.Aşağıda sarı zambaklar, mor karabaşlar, eflatun çiçekler arasında ufacık bir kuş yuvası var. İçinde güzel bir kadın yüzündeki lekeleri andıran ve beneklerle bezenmiş iki üç yumurta, havalarda öterek uçuşan ananın aşağı inmesini bekliyor. Çalılarda cıvıldayan kuşlar hep susmuşlar, bu ilahi nağmeleri dinliyorlar. Tepeler yükseldikçe bu cıvıltılar azalıyor, hava gittikçe soğuyor. Yamaçlarda kıştan kalma kar parçaları var. Eriyen kar suları çoğalarak ve derelere dolarak akıyor, çayırlardaki mavi sümbül kümelerini canlandırıyor. Yollarda rasladığımız bir çok köyün, büyük kısmı boş. Aygır gölünün kenarlarına Rus garnizonları yapılmış. Gamizonlar sıra vari zeminlikler şeklinde, oldukça muntazam. Kapılarının önleri, pencelerinin kenarları çimlerle kaplanmış, baharın tazeliğiyle yeşil bir renk almış Garnizonlar bittikten sonra Göle ovası başlıyor. Küçücük bir Çerkes çocuğu, başında papak, elinde kırbaç, sert bir ata binmiş, önündeki atları kovalıyor, rüzgar gibi uçup gidiyor. Kars'tan Ardahan'a yapılan dekovil hattı buradan geçiyor. Ne güzel akşam. Geniş ufukları çamlı dağlarla nihayetlenen kırların çeşitli yerlerinde köyler görünüyor. Bunlar Şarani ve Salut köyleri. Bacalarından duman tüten köyleri ilk defa görüyoruz. Güneş batmış ve yüksek tepelerde hafif bir kızıllık bırakmış Uzakta görünen köylerin bacalarından çıkan mavi dumanlar, yeşil bir zemin üzerine sakin sakin yayılıyor ve uzanıp dağılıyor. Her taraf sessizlik içinde. Ovada sürü sürü inekler. Koyun sürüleri ağıllarına dönüyor. Bataklıklara ufukların tatlı renkleri vurmuş, sazlıklar ortasındaki sular turuncu bir renge bürünmüş. Arada sırada yuvasına gecikmiş bir kaç kuş, ovanın esmerlikleri içinde uçuşuyordu....
Sayfa 99·Kitabı okudu
Anadolu işgal yıllarında Türkler ve Ruslar
Ruslar pek makul düşünmüşler. Bir milletin en büyük kuvvetini, hatta istila ve temsil kuvvetini dili, edebiyatı ve kültürü teşkil eder. Ruslar bu etkiyi, idarelerine aldıkları halkın kıyafetlerine kadar teşmil etmişler. Sarıkamış'tan Kars'a kadar birçok Rum köyleri var ki, dilleri Rusça, kıyafetleri Rus kıyafeti. Rumcaları ise gayet kaba. Bu eser yalnız Türkler üzerinde hiç bir tesir bırakmamış. Türklerin oturdukları yerlere komşu olan Ruslar bile, Türkçe öğrenmeye mecbur kalmışlar. Türkler geleneklerini, milli türkülerini, kültürlerini tamamen korumasını bilmişler. Şu halde bizimiçin yapılacak şey, Türk kültürünü yükseltmek, dilimizi sadeleştirmek, buralarda yaşayan kardeşlerimizle hakiki bir dil birliği meydana getirmek, milyonlarca Türkü aynı kültür, aynı his ve fikirle birbirine bağlamaktır.
Sayfa 92·Kitabı okudu
Alıntı