Eğer fırtınalarda sarsıldıysan, okyanusun dibinde boğuluyor gibi hissediyorsan, sıkıntın seni hayattan koparıp bir balinanın karnına hapsettiyse ve oradan nasıl çıkacağını bilmiyorsan, çıkış yolunu sana gösteren mübarek nebinin ayak izlerini takip etmelisin."
Zorluk anlarında nefsimizin hoşuna gidecek tepkiyi gösterirken çok önemli bir meseleyi ıskalarız: Yaptığımız her şeyin bize bir geri dönüşü olacaktır. İnsanın en büyük yanılgısı bir mekânda bir günah işleyip başka bir mekâna geçtiğinde hiçbir şey olmamış gibi yaşamına devam edeceğini ve hatasından hiç etkilenmeyeceğini zannetmesidir. Oysa hataları-mız mekân değiştirdik diye gittiğimiz yerde buharlaşıp yok olmaz, üstünden biraz zaman geçti diye son kullanma tarihi geçip kendiliğinden geçmişin çöplüğüne gömülmez. Aksine işlediklerimizin kokusu ruhumuza sinip bizimle beraber diğer mekânlara da gelir. Yıllar önce yaptıklarımız bugün aklımıza bile gelmeyen girift bir senaryoyla hayatımızın seyrine yön verir, birine yaptığımız kötülük onun eliyle olmasa da başka bir insanda ete kemiğe bürünerek gelip bize hesap sorar. Sıkıştırılmayacağını zannetmek, gelip geçici bir hata gibi basite indirgemek büyük yanılgıdır.
Her nefsî davranışlarını aklamak amacıyla dinin arkasına saklananlar, dindarlığın afetiyle yüzleşmemize sebep olur. Oysa din, "Ben Müslümanım,” dediği için birinin bütün hatalarını kapatan bir paravan değildir. İnsanı hatalarıyla yüzleştirip en doğru ahlak ve inanca ulaştıran bir yapıdır. Ne var ki, köşe başlarını işgal eden istismareılar çok uzaktır bu gerçeklere.