Günümüz teknomedyatik dünyasında hayata bir anlam, varoluşa bir neden biçmekte zorlanıyoruz. Anlam ve sahiciliği tüketicilikte yahut sanal ilişkilerde arıyoruz. Oysa her ikisi de ruhun o derin arzusuna cevap vermekten aciz. 
Konfor alanında kalan kişi yeni hiçbir şey öğrenemez. Akmayan suyun yosun tutması, işlemeyen demirin paslanması gibi hareketsiz eşya da kendi tabiatından bir şeyler kaybeder. 
“Bütün insanlığın Mutsuzluğunun kaynağı yalnızca tek bir şeyde yatmaktadır ki o da, insanın bir odada kendi kendine sakin bir şekilde oturmayı becerememesidir.“