Uğur Cemil Dalgınlı

Uğur Cemil Dalgınlı
@UgurCemil
İnşaat Mühendisi
Lisans
Adana
Adana, 8 Kasım 1999
103 okur puanı
Kasım 2018 tarihinde katıldı
Bilirsiniz, ilk Osmanlı darülfünunu profesörlerinden birinin bir sözü üzerine: -Vay burada çocuklarımıza gâvurluk öğretecekler, diye kapatılmıştı. Köy enstitüleri de: -Vay burada çocuklarımızı komünist yapacaklar, diye kapanmıştır. İlk saldırış yapan Eskişehirli toprak ağasıydı. Çünkü köy enstitüsünden veya bu enstitü hocalarının okulundan çıkan köylü artık onun iki büklüm kulu kölesi olmayacaktı. Hakkını anlayacaktı ve isteyecekti.
Tatil planı hazırsa sıra okuma listenizde!
Bu yaz yanınızdan ayırmak istemeyeceğiniz kitapları sizin için bir araya getirdik. 💬 Siz olsanız bu listeden hangisiyle başlardınız?
Erzurum, Erzincan, Trabzon ve Gümüşhane gibi harp yerlerine yakın vilayetler halkı mecburi hicrete tabi tutuldular. Suşehri ve Ümraniye gerilerine yüz binlerce halk perişanlık içinde göçüyordu. Halkın hali pek acıklıydı. Kap kaçağı satmak, bu kadar da eşyası olmayan namus satmak gibi facialar can yakıcıydı. Asker kaçakları ile eşkıyalar köyleri basıyor, yolları kesiyordu. Halk gazyağı yerine haşhaşyağı yakıyordu. Mısır koçanı, ot ve süpürge tohumları karıştırılıp öğütülerek ekmek yapılıyordu. Bir kumandan yakalandıkları zaman asker kaçaklarının sağ kalçaları üzerine bir “F” harfini kızgın demirle basıyordu. Birinci “F” yeniden ele geçerse 50 sopa yiyecek ve bir yıl fazla askerlik yapacaktı. İkinci “F” damgası vurulanlar on iki yıl fazla askerlik yapacaklardı. Üçüncü “F” damgalılar idam edilmek üzere Divan-ı Harbe veriliyordu.
Eski, eski deriz ya, Kanuni Sultan Süleyman devrinde İstanbul’u bir yabancının nasıl gördüğünü o tarihte Türkiye'ye gelen elçinin şu satırlarından anlayınız: “Evimden çıkıp çıkamadığıma dair sualinize cevap olarak diyeceğim ki imparatordan padişaha verilmek üzere mektuplar almadıkça dışarı çıkmıyorum. Bana zevk veren şehir değil, kırlar ve tarlalar! İstanbul çok harap bir şehir. Eski parlaklığından hiçbir şey kalmamış. Yalnız muhteşem ve tabii güzelliği var. İçinde bir acıma hissi duymadan İstanbul’u kim seyredebilir?”
Hatay’a büsbütün yanarım. 1945’te ne kadar Türktü bilseniz... Şimdi İskenderun Limanı’nda bile muameleler Arap yazısı ile dil Arapça! Üstelik oraya Suriye'den gelme yeni göçmenleri de yerleştirerek karakterini iyice değiştirdiler.
Kırk yıl bu, kırk. Ben başka söz anlamam. Kırk yıl kulaklarından tutularak Batı ile selamlaşmaya zorlanan Japonların Batı’ya yetişerek düvel-i muazzama sırasına geçtikleri mühlet. Kırk yıl Sovyetler Birliği’nin Amerika’ya yetiştikleri mühlet. Kırk yıl İsrail’in binlerce yıllık çöllerde sakallı ve Tevratçı Yemen, Fas, Irak ve türlü Asya ve Afrika memleketleri Yahudilerinden bir İskandinav topluluğu yarattıkları mühlet. Biz bu mühleti kırk yıl öncemizden bir kırk yıl geri gitmek için mi geçirdik?