Bilindiği gibi, Osmanlı Devleti 1299'da kuruluşundan 1579 yılına kadar sınırlarını devamlı olarak genişlettiği için, bu devre Yükselme Devri denir. Fakat imparatorluk sınırlarının genişlemesi 1579'da durmuş ve bu tarihten 1699 yılına kadar bir Duraklama Devri'ne girmiştir. 1699 Karlofça Antlaşması'ndan sonra 1815'e, yani ihtilal savaşlarının sonuna kadar olan devrede ise Osmanlı İmparatorluğu yapmış olduğu savaşlarda devamlı olarak toprak kaybetmiş, sınırları gerilemeye başlamıştır.
1877-1878 Osmanlı-Rus savaşının gelişmeleri içinde, Avusturya ile Rusya, Osmanlı İmparatorluğu'nun Balkan topraklarını paylaşma konusunda anlaşamadılar ve iki devletin münasebetleri bozuldu.
1854-56 Kırım Savaşı'ndan sonra Rusya, Hazar Denizi'nin kuzeyinden sarkarak Orta Asya'ya doğru genişlemeye başlamıştır ve Orta Asya'daki birçok Türk devletini ortadan kaldırarak güneye doğru gitmeye çalışmaktadır. Rusya, Orta Asya'daki Türk devletlerini ele geçirdikten sonra Hindistan'ın komşusu olan Afganistan'a sızmaya çalışıyordu.
Avusturya bu yeni Balkan politikasını şekillendirirken, Rusya da Osmanlı İmparatorluğu'nu Balkanlar'dan atmak ve Balkan Slavlarını kendi etrafında birleştirmek amacı ile Pan-İslavizm (Slav Birliği) politikasına girişmiş bulunmaktaydı.
Marx genel bir savaşın çıkacağını ve bu savaşın kapitalistlerin savaşı olduğunu, bu sebeple de işçilerin ve proletaryanın bu kapitalist savaşta hiçbir çıkarı bulunmadığını, bundan dolayı savaş çıktığı zaman işçilerin askere gitmemelerini söyledi. Birinci Dünya Savaşı patlak verince bütün memleketlerdeki işçiler askere alındıklarında tereddütsüz düşmanla savaşmak için cepheye koştular. Bernstein'in işaret ettiği gibi, işçiler enternasyonalizmi bir tarafa bırakıp her şeyden önce düşmana karşı vatanlarını savunmaya koştular. İşte bu durum II. Enternasyonel'in sonunu getirdi.