Orgeneral Guderian, Genelkurmayın operatif maksatlarla kullanılan zırhlı birliklerin yanında piyade kolordularını desteklemek üzere bağımsız zırhlı tugayların da kurulmasını istemesini doğru bulmuyordu. Ancak mekanize hâle getirilmiş silahların savunma gücünü artırmaları karşısında piyade tümenlerinin kaybolan taarruz gücüne tekrar sahip olmalarına bir şekilde çözüm üretmek gerekiyordu. Genelkurmay, Guderian gibi sadece zırhlı birlikleri düşünemezdi. Bu türden güçlü bir silaha sahip olmak ne kadar arzu edilse de Kara Kuvvetlerinin büyük kısmının eskiden olduğu gibi -yukarıda ifade edilen hamadde meselesi nedeniyle- piyade tümenlerinden oluşacaktı.
Kara Kuvvetlerinin toplam ihtiyacı, hammadde temini ve fabrikaların üretim imkânları tankların gelişim sürecinde kısıtlamalara sebep olabiliyordu. Ama bu zorunlu durumdan daha fazla bir kısıtlama yapıldığına inanmıyorum. Ordunun, Hava Kuvvetlerinin ve Donanmanın talepleri ve Hitler'in sivil yapı tasarıları nedeniyle ihtiyaç duyduğu çelik kotasını alamadığını daha önce ifade etmiştim. Sonuç, Batı Tahkimatını'nın inşasındaki gecikme ve mühimmat stoklarının büyük bir savaş için yeterli olmamasıydı. Çelik kotasındaki bu kısıtlama doğal olarak tank üretimi programını da aksatacaktı. Bu konuda bir savaş gemisi yerine kaç tank üretebileceğini düşünmek yeterli olacaktır. Diğer taraftan, yakıt durumu Kara Kuvvetlerinin, özellikle de ikmal konvoylarının motorlu hâle getirilmesi planlarında tekrar kısıtlamalara gidilmesini zorunlu hale getiriyordu. Bu arada fabrikaların imkanlarının da sınırsız olmadığını söylemek gerekiyor. Bu nedenle savaştan önce öngörülen tank şasilerinin yanında hücüm topları için -Panzer II'de de kullanılan- şasi üretmenin de mümkün olmadığı anlaşılıyordu. Daha sonra tank sayılarını yarıya indirmek suretiyle zırhlı tümenlerin sayısı iki katı arttırıldı.
Kara Kuvvetlerinin kurulması ve o ana kadar yasaklanmış silahların kullanılması sürecinde zırhlı birliklerin kurulmasına öncelik verildi. Haklı olarak Alman zırhlı birliklerinin kurucusu olarak nitelenen Orgeneral Guderian anılarında bu süreci ayrıntılı olarak anlatmıştır. Bu süreci bilen hiç kimse, Alman Kara Kuvvetlerinin sabır gösterilmeden ve Guderian'ın savaşçı yapısı olmadan zırhlı birliklere sahip olamayacağının ve savaşın ilk yıllarındaki başarıların büyük kısmının bu birliklere dayandığının aksini iddia etmeyecektir. Ancak ben, onun Genelkurmayın bu konudaki çalışmaları yavaşlattığı şeklindeki sözlerine katılmıyorum. Tabii Guderian da her yenilikçi gibi, büyük direnmelerle mücadele etmek zorunda kalmıştı. Ordular öteden beri az çok muhafazakâr yapıdaydı. Yaşlı generallerin çoğu onun köklü değişimler öngeren düşüncelerine kötümser yaklaşıyorlar hatta reddediyorlardı. Ama Genelkurmayın zırhlı birliklerin önemini kabul etmek istemediği veya tankların mevzi harbini etkisiz bırakacak araçlar olduğunu Guderian gibi göremediği şeklindeki görüşler doğru değildi. Görüşler arasındaki fark büyük ölçüde Genelkurmay Kara Kuvvetlerinin tamamını göz önünde bulundururken Guderian'ın -kendi bakış açısından anlaşılır bir şeydi- sadece zırhlı birlikleri düşünmesinden kaynaklanıyordu. Eski Harekat Başkanı ve Kurmay Başkanı Birinci Yardımcısı olarak Genelkurmayın bu konudaki duruşunu değerlendirebilecek bir kişi olmam nedeniyle bunu bu şekilde ifade ediyorum.