“İngiltere’deki yoksul bir çocuğun büyük edebi eserlerin doğduğu entelektüel özgürlüğe kavuşma umudu, olsa olsa Atinalı bir kölenin oğlundan belki biraz fazlacadır.”
Sir Arthur Quiller-Couch
Zira her ne kadar da Shakespeare'in ruh hali hakkında hiçbir şey bilmediğimizi söylesek de, bunu bile söylerken onun ruh hali hakkında bir şey söylemiş oluyoruz. Shakespeare hakkında Donne, Ben Jonson ya da Milton'la kıyasla bu kadar az şey bilmemizin nedeni, belki de onun kinlerini, hınçlarını ve antipatilerini bizlerden saklamasıdır.
Babasının insafına kalmış olan cep harçligi bile onun ancak çıplak kalmamasina yetecek kadardı. O yüzden de, tümü de yoksul olmasına rağmen Keats, Tennyson ya da Carlyle gibi yazarlara bile nasip olmuş olan türden tesellilerden mahrumdu. Örneğin bir yürüyüş gezisinden, kısa bir Fransa yolculuğundan, ya da ne kadar perişan olursa olsun, ailelerinin talep ve zorbalıklarına karşı ona bir sığınak sağlayan türden, tek başına yaşayabileceği bir barınaktan bile yoksundu. Bu tür maddi olanaksızlıkların aşılması çok zordu belki ama maddi olmayanlar daha da beterdi bir kadın için.
Her şeyden önce, on dokuzuncu yüzyılın başlarına kadar dahi annesi ve babası olağanüstü varlıklı ya da soylu olmadığı takdirde, bir kadının sakin ve ses geçirmez bir oda şöyle dursun sadece kendine ait bir odası olması bile söz konusu değildi.