Her sabah kahvaltı sofrasına gelip de hiç ellenmeyen reçel gibidir hayat. Buzdolabı kokusu sinmiştir içine. İlk kavanozdan çıktığı gibi el değmemiş değildir artık; kimlerin dokunduğu da belli değildir. Üzeri matlaşmıştır üstelik. Canlılığı, parlaklığı gitmiş; tazeliği, kokusu, iştah açıcılığı kaybolmuştur.
Ya çöpe gidecektir o reçel ya da evin annesi gözünü kapatıp bir lokmada ağzına atıverecektir. Sonra ev halkı için temiz bir kaba, hiç açılmamış kavanozdan taze, el değmemiş, mis gibi kokan reçeli koyup getirecektir sofraya. Herkes yeni konmuş reçelden, sanki hiç reçel yememiş gibi iştahla birkaç lokma alacaktır. Sonra o da aylarca gelip gidecektir sofraya.
Döngü böyle sürüp gider. Reçelin serüveni, aslında hayatın serüvenidir.