Bir motosiklet kazası… Yağmur altında ormanın ortasında hızla ilerleyen motosiklet kayıp hendeğe düşüyor. O sırada aracıyla oradan geçen doktor Özgür, yardıma koşuyor. Kaskını çıkarıyor motosiklet sürücüsü; genç bir kadın… Özgür, şaşkınlığını gizleyemiyor. Motoru hendekten çıkarıyorlar. Genç adam, birlikte kente dönmelerini önerse de kız teklifi geri çeviriyor, motosikletini çalıştırıyor, hızla uzaklaşıyor. Özgür, yol üstündeki benzinlikte park etmiş motosikleti görüyor… Gidip kafede çay içen kızın masasına oturuyor. Renk ve Özgür’ün tanışmaları romanın olay örgüsünün ilk adımı.
Sonrasında bir meyhaneye gidiyoruz; Renk’in çalıştığı mekâna. Meyhane; duvarı, masası, bardağı, tabağı, çalışanlarıyla insanı sarmalayıveriyor. Mekân sahibi Bay Stelyo orta yaşı aşmış kültürlü bir adam; yıllar önce yitirdiği büyük aşkı Katharina’nın anısını yaşatsa da Renk’e tutkun. Yirmili yaşlardaki kızla aralarında yakınlaşma olamayacağını bilse de hayranlığından vazgeçemiyor. Oysa Renk meyhane çalışanlarından Taştan’a âşık, onun için deliriyor ama karşılık yok sevgisinde; Taştan kararlıca uzak duruyor kızdan. Renk’i kendi eliyle meyhaneye getiren, Nurdan ablasına emanet eden Taştan, kızı kardeşçe seviyor. Onun bu ilgisizliğinden kuşkuya düştüğü oluyor Renk’in; acaba Taştan kadınlardan hoşlanmıyor mu?
Meyhaneyi Nurdan çekip çeviriyor, Renk Nurdan ablasının evinde yaşıyor; kendi evini terk ettiği günden bu yana. Bir de Mustafa var; meyhaneyi uygunsuz tiplere karşı koruyan, güvenliği sağlayan, Stelyo’nun sağ kolu… Meyhaneye değişik insanlar gelip gidiyor; kalabalık bir topluluk yükselen fon müziğiyle hep orada.
Cihangir, Beyoğlu, Kurtuluş’ta dolaşıp duruyoruz. Arada motosikletiyle yola çıkan Renk’le Şile’ye gidiyoruz…
Renk’in çok sevdiği iki arkadaşı var; Biricik ve Alfonzo… Onları ve o