Demek ki, böyle bir ülkede bir genç kendi kendine "Nasıl güçlü olup da kendimi her türlü haksızlıktan koruyabilirim?" diye sorsa, öyle sanıyorum ki, ona gösterilecek yol, hiç zaman yitirmeden ülkenin efendisi ile aynı şeyleri sevip yine aynı şeylerden nefret etmek ve olabildiğince ona benzemeye çalışmaktır. Doğru değil mi?
Bir tek üniversitenin kurulmasına yüz milyonlarca lira yatırıyoruz, ancak o üniversitenin öğretim kadar önemli görevi olan araştırmalar için gülünç ödenekler koyuyoruz. Ne Devlet Planlama Teşkilatı, ne parlamento, ne de üniversitelerin kendileri bu işi önemsiyorlar. Ondan sonra soruyorlar, ''Dünya bizi, sanatımızı, kültürümüzü niye tanımıyor?''
Bir fakültemizde "Türk sanatının İran sanatına etkileri" konusunda güzel bir konferans veren ünlü bir Batılı bilim adamının şerefine ilgililer bir çay bile vermedi.
Onlar ayrılır ayrılmaz, ekselansları cüzdanını alıp içinden yüz rublelik bankot çıkardı, "Bunu alın. En fazla bu kadar verebiliyorum. İstediğiniz gibi harcayın." diyerek parayı elime verdi! Sonra ne yaptığımı hatırlamıyorum bile, sadece ekselanslarının eline yapıştığımı biliyorum. Sonra kıpkırmızı kesildi ve... Hayır, gerçeklerden uzaklaşmadan anlatıyorum, hepsi doğru... Bu değersiz elimi tutup benimle tokalaştı, sanki onunla eşitmişim gibi bir generalmişim gibi!