müzikoloji okuyorum ama yalnızca nota çözmüyorum; insan çözümlemeye çalışıyorum. ritim, armoni, disonans.
çoğunlukla psikoloji okuyorum çünkü insanın ne yaptığından çok, neden yaptığını merak ediyorum.
bazen her şeyin değiştiği bir saniye olur ya… işte what if, tam oradan tutuyor yakamızı. daredevil’ın –ya da burada daha anlamlı haliyle dear devil’ın– geçmişindeki küçük bir kırılma, bütün evrenin tonunu değiştiriyor. çizgi roman dediğin sadece patlayan yumruklar, çatlayan kafatasları değil, bazen bir adamın iç sesiyle baş başa kalmasıdır. matt murdock, bu hikâyede tam da öyle bir iç hesaplaşmanın ortasında. pelerinini değil, vicdanını taşıyor omzunda.
“ya böyle olsaydı?” diye soruyoruz birlikte. ya elektra yaşasaydı? ya babası hiç ölmeseydi? ya kötülük sandığımız şey aslında sadece farklı bir yoldan yürümekse? çizgiler çok şey anlatıyor; gözleri görmeyen bir adamın içini nasıl görebildiğimizi gösteriyor. sessiz bir sahnede sadece bir pencerenin önünde duran silüet bile hikâyenin kalbini anlatıyor bazen. bu da onlardan biri.
her şeyi bilen, her şeye yeten bir süper kahraman değil matt. ama belki de bu yüzden bu kadar insani. düşüyor, kırılıyor, sevdiklerinden vazgeçiyor, bazen de kendinden. ama yine de kalkıyor. işte bu, hikâyeyi değerli yapan şey. belki de süper gücümüz budur: yeniden ayağa kalkmak. What If? Daredevil Elektra'ya Karşı