Fiili güçsüzlük ile kadir-i mutlak olma rüyaları arasındaki bebeklik çatışması aynı zamanda insan türünün evrensel tarihinin ana temasıdır. Ve iki çatışkıda da, yani hem bireyin tarihinde hem de ırkın tarihinde, söz konusu olan şey aşkın anlamıdır
..tarihini yaparken insan, "kendini yapan insan"dır. O halde, tarihsel süreç insanın olduğundan başka olma arzusu ile devamlılığını sağlar. Ve insanın olduğundan farklı birşey olma arzusu öz olarak bilinçdışı bir arzudur. Tarih içindeki fiili değişimler onları gerçekleştiren insan türünün ne bilinçli arzularından kaynaklanır ne de bu arzulara denk düşer. Her tarihçi bunu bilir ve tarihin filozofu Hegel, "Aklın kurnazlığı" (Cunning of Reason) doktrininde bunu tarihin yapısal analizi açısından temel bir nokta olarak öne çıkarır. İnsanoğlu bugün hala tarihi, gerçekte ne istediği ya da mutsuzluğunun hangi koşullarda sona ereceği hakkında hiçbir bilinçli fikir taşımaksızın yapmaktadır; aslında yapılan kendini daha mutsuz kılmak ve bu mutsuzluğa gelişme adını vermektir.
...eğer toplum bastırmayı dayatıyorsa ve bastırma da insan türünün evrensel bir nevrozuna neden oluyorsa, buradan çıkan sonuç, toplumsal örgütlenme ile nevroz arasında içsel bir bağlantının olduğudur. Toplumsal hayvan olarak insan, aynı anlama gelmek üzere, nevrotik hayvandır. Ya da, Freud'un ifade ettiği gibi, insanın diğer hayvanlar karşısındaki üstünlüğü nevroz yetisinden gelir, ve nevroz yetisi yalnızca onun kültürel gelişme yetisinin öbür yüzüdür.