Norman O. Brown

Norman O. Brown

Yazar
9.0/10
1 Kişi
·
4
Okunma
·
0
Beğeni
·
27
Gösterim
Adı:
Norman O. Brown
Doğum:
Meksika, 25 Eylül 1913
25 Eylül 1913'te Meksika'da doğdu. 1938'de evlendi. Dört çocuğu var. Oxford, Balliol College'i bitirdikten sonra, Chicago Üniversitesinde doktora yaptı.
California Üniversitesi, Cowell College'te İnsan Bilimleri bölümünde görev aldı. Çeşitli üniversitelerde dersler verdi. N. Brown büyük ilgi gören kitaplarında ve verdiği derslerinde, geleneksel kalıplar ve hayat anlayışları karşısında kendine has bir tepki ortaya koyarak yeni bir dünya görüşünün kapılarını zorlamıştır.
Freud’a göre, çalışma ve ekonomik zorunluluk gerçeklik- ilkesinin özüdür; ama insanın özü gerçeklik- ilkesinde değil bastırılmış bilinçdışı arzularda yatar.

İnsan özünde Homo Economicus ya da Homo Laborans değildir; ekmek kavgası ne kadar zorlu geçerse geçsin, insan yalnız ekmekle yaşayamaz.
Madem ütopya yok, madem tarih asla yok edilemez, madem emek, Faust gibi daha büyük başarılara koşarak varlığını sürdürecek, o zaman insanın özüne ilişkin başka ve daha doğru bir tanım bulunmalıdır. Ve eğer emekten önce tarihin varacağı yer aşksa, aşk emeğin ve tarihin başlangıcından beri daima varolmak durumundadır ve aşk emeğin ve tarihin yapımının ihtiyaç duyduğu enerjiyi sağlayan gizli güç olmalıdır.
Özgül amaçlar için hiçbir özdenetim ve öz sınırlama ol­maksızın kendini endişeden uzak koyverme.... Dikkat yerine akıllı bir körlük... Sessizce, yavaşça artan miktarda mal mülk edinme yerine gelip geçici tüm değerleri sürekli israf etme... Bu varlık tarzı bir parça naif ve içgüdüseldir ve en iyi neşeli bir güven ile nitelenebilen dö­neme, yani çocukluk dönemine benzer.
Rüya bütünüyle asosyal bir fiziksel üründür.. rüya, görenin kendisi için bile anlaşılır değildir ve dolayısıyla başkasını kesinlikle il­gilendirmez... Espri ise haz arayışındaki tüm psişik işlevler içinde en sosyal olanıdır... Bundan dolayı anlaşılır olma koşulu espri için esas­tır; yoğunlaştırma ve yer değiştirme yoluyla bilinçdışında mümkün olan çarpıtmadan faydalanabilir, ama bunu üçüncü şahsın anlamı çı­karamıyacağı bir noktaya götüremez
İlk medeniyetlerin gelişme çizgileri en basit toplumlardan büyük teokratik yapılara doğru bir süreklilik taşırlar. Eğer toplumsal ayrıcalığın ortaya çıkışı Adem'in dünyaya Düşmesi an­lamına geliyorsa, Düşme "ilkel komünizm"den "özel mülkiyet"e geçilmesiyle değil, maymundan insana geçilmesiyle gerçekleş­miştir. Ve ikinci olarak, antropolojik veriler -yine Herskovits'i iz­leyebiliriz- arkaik toplumda, genişleyen ayrıcalık sektörü ile ge­nişleyen kutsallık sektörü arasındaki içkin bağlantıyı gösterirler. Ayrıcalık prestijdir ve prestij, sözcüğün etimolojisinde görüldüğü gibi, temel doğası gereği, aldatma ve gözünü boyama demektir.
Gelişme çizgisi, yine, aslında Frazer'in elli yıl önce gösterdiği gibi, basit toplumların büyücü-liderinden ilk uygarlıkların rahip­ kral ya da tanri-krala doğru süreklilik taşır. Güç orijinal olarak kutsaldır ve modem dünyada da öyle kal­mıştır. Bir kere daha, düz mantıkla kutsal ve seküler zıtlığı kur­maktan ve kutsalın yalnızca dönüşüme uğramış bir hali olan şeyi "sekülerleşme" olarak yorumlamaktan vazgeçmeliyiz. Eğer zin­cirlerinden başka kaybedecek birşeyi olmayan bir sınıf varsa, onu bağlayan zincirler nevrotik bir sanrının bütün gücüyle nesnel ger­çekler olarak görünen kendi kendine dayatılmış, kutsal yü­kümlülüklerdir. Sorel'in klasik eseri Şiddet Üzerine'nin temel dü­şüncesi sınıf savaşının mitlerle ayakta tutulduğudur. Ve öte yanda, kapitalizmin özünün girişimcinin bir çekim alanı yaratan liderliği olduğu kavrayışı Schumpeter tarafından sistematik olarak bir ekonomik teoriye dönüştürülmüştür. Mill'in elindeki kop­yasının bir sayfasına Ruskin şu vecizeyi not etmişti: "Endüstri Sermayeye değil İradeye bakar". Bana göre, modern uygarlığın derin anatomik yapısı, psikolojik anatomisi bu çizgilere bakarak izlenebilir. Ve temelde yatan liderlik fenomeni Freud'un kitle psi­kolojisi üzerine kitabını yayımlamasıyla psikanaliz alanına so­kulmuş oldu. Psikanaliz, insan bedeninin bastırılmasında top­lumsal gücü ve güç mücadelelerini ayakta tutan mitlerin kökenlerini göstermekte son adımlari atar.
Psikanalitik kategoriler ile toplumsal-tarihsel kategorileri bağ­lantılandırmak Fromm'un da ait olduğu yeni-Freudcu okulun özel­liğidir; yine aynı okulun bir özelliği bütün ideolojik üstyapının be­ densel temeline ilişkin birincil psikanalitik içgörüyü feda ederek bu bağlantıyı kurmasıdır. Erich Fromm'un Özgürlükten Kaçış'ında, 'otoriter karakter" kavramı Freud'un "anal karakter" kavramı ye­rine konmuştur ve "otoriter karakter" bedensel bir tabanı olmayan özerk bir tinsel tutum olarak ele alınmıştır. Freudcu beden ma­teryalizminin yitimiyle, psikoloji yeni-Freudcu ellerde, aynı şe­kilde Jungcu ellerde de, bir kere daha Freudcu devrimden önce neyse o hale, yani özerk bir ruhun psikolojisine dönüşmüştür. Bu yeni-Freudcu çevrelerde Freud'un "biyolojik yönsemesi"nin üs­ tesinden gelmek olarak "sunulur". Fromm'a göre, Freud "aslında olduklarinın tersine, erojen bölgelerle karakter özellikleri ara­sındaki nedensel bağlantıyı yanlış anlamıştır." Birincil olan bir "tutum"dur ve şayet bebeksi erojen bölgelere ilişkin bir gönderme varsa, bu yalnızca "bedenin dilindeki dünyaya yönelik bir tu­tumun ifadesidir".
Batılı ahlak ve rasyonelite geleneğine ciddi olarak bağlı herkes için Freud'un söylediklerine kulak ver­mek sarsıcı bir deneyimdir. Böylesine büyük ideallerin kaba ve çirkin yanlarını kabul etmeye mecbur kalmak aşağılatıcı bir durum. Bu çirkin yanı saklı uygar tabuları çiğnemek de suçtur. Freud'u okumak, bir kere daha psikanalizin entelektüel tarihte Freud'un konumunu yeniden değerlendirme olduğunu kabul et­mektir. Freud sadece bireysel terapi yönteminin kurucusu olarak kabul edildiği sürece, onu Charcot ve Breuer'in mirasçısı, tıp ta­rihinin bir parçası olarak görmek yeterlidir. Ama eğer psikanaliz insanın özbilincinin genel evriminde yeni bir aşama demekse, mevcut durumumuzu teşhir etmek kısmen Freud ile modem dü­şüncedeki diğer eğilimler arasındaki oldukça karanlık ilişkileri değerlendirmek ve günışığına çıkarmaktır. Freud ile Nietzsche arasındaki üzerinde pek düşünülmemiş yakınlık bilinir; ve bizatihi Freud şairlerin bilinçdışının keşfinde kendisini öncelediklerini kabul etmiştir.
Somut armağan kurumunun toplumsal dayanışma yarattığı ve dolayısıyla insanın toplumsal örgütlenmesinin temel psi­kolojisinin verme psikolojisinde içerilmiş olabileceği tespitinde bulunmak büyük bir ileri hamledir. Ama şayet armağanı bir tek daha ileri bir analize uygun olmayan bir toplumsal dayanışma il­kesinden türetirsek, ne armağanı ne de toplumsal örgütlenmeyi anlayabileceğiz.
Bütün insanların deli olduğu doktrini insanın doğası ve geleceğine ilişkin tarihsel bir perspektifle çatışma halindedir: Bütün kültürel zenginlikleri, bütün tarihsel değişimleri tüm kedilerin gri olduğu bir karanlığa gömer sanki. Ancak bu itiraz Freudcu nevroz te­orisinin zenginliğini ve karmaşıklığını gözardı eder.
Yazara henüz inceleme eklenmedi.

Yazarın biyografisi

Adı:
Norman O. Brown
Doğum:
Meksika, 25 Eylül 1913
25 Eylül 1913'te Meksika'da doğdu. 1938'de evlendi. Dört çocuğu var. Oxford, Balliol College'i bitirdikten sonra, Chicago Üniversitesinde doktora yaptı.
California Üniversitesi, Cowell College'te İnsan Bilimleri bölümünde görev aldı. Çeşitli üniversitelerde dersler verdi. N. Brown büyük ilgi gören kitaplarında ve verdiği derslerinde, geleneksel kalıplar ve hayat anlayışları karşısında kendine has bir tepki ortaya koyarak yeni bir dünya görüşünün kapılarını zorlamıştır.

Yazar istatistikleri

  • 4 okur okudu.
  • 13 okur okuyacak.