Çağla Sarı

Pazar sabahı
Bir pazar sabahıydı yine Hüzün kokan bir gündü Biliyordu yine yaşayacaktı İçeride öten kuşlar Dışarıda cıvıl cıvıl öten kuşları geçmişti Dışarıdaki yağmur sesi İçeriye fırtınayı getirmişti Üşüyordu belkide Isınmayı bekliyordu Bekliyordu, bekliyordu.. Üşümeye bırakmayı tercih etmişti O alışıktı zaten Yorulmuştu belkide. Ama sonra Yağmurun sesi azaldı birden Gökyüzü, gri perdesini araladı Ve o, Kokusu taze toprakla karışan rüzgârda Kendi içindeki sıcaklığı Az da olsa hissetti Belki… Belki bugün biraz daha dayanabilirdi. Belki de Pencerenin buğusunda kaybolan Kendi nefesiydi aslında İçinden yükselen ağırlığı Kimse bilmezdi O da anlatmazdı zaten
Reklam
Çizmedim Seni Daha
Çizmedim seni daha.. Çizmedim seni, dur… Dur ki çizgilerin anlam kazansın bende. Kâğıda düşen izlerin kadar kalıcı ol hayatımda. “Çizmeye başladığım gün gelir elbet” demiştim ya; Kalbime… gönlüme… aklıma… Ah, önce kalbimde dur biraz. Soluklanalım; hissedelim bu aşkı. Gönlüme çoktan girdin zaten, Geç oldu bilirsin. Aklımdan da hiç çıkmadın ki— Hiç çıkmadın aklımdan. Evet… evet, buldum işte. Hani “o gün gelir” diyordum ya; Meğer ben çoktan çizmişim seni. Silememişim sadece. Zaten silinecek gibi değildin ki… Bir kâğıda çizilen, üstü karalansa da kaybolmaz. Çünkü gönüldedir artık. Gönülden silmeyi dene de gör; Silsen ne yazar? Aklından yine çıkmaz ki… Çağla Sarı
Ah Marsel… Gitme, Ama kal da diyemem. Suskunluğumun içinde kaybolurum belki. Gidersen, çiçekler küser, Güneş bile soğutur içimi. Ay ışığına sarılır karanlığım, Ve ben yine gözlerinde kaybolurum, Marsel… Kal demeye hazır dudakların, Manolya kokulu bir ruhun Ah marsel Dokununca öleceğimi bilsem de, Dokunmadan yaşamayı öğrenemem ki. Öyle kusursuz bir bedenin var ki marsel Sanki sevişmek için değil, Sevdayı yaşatmak için yaratılmış. Ah Marsel… Gitme, Ama kal diyemem ki. Çağla Sarı