Televizyon yoktu
Gazetede herzaman olmazdı.
Öyle güzel günlerdi keyifimiz bozulmazdı hiç!
Dışarıda kar.
Ama soba içten içe öyle yanıyorki.
Sobanın üzerinde demir maşa.
Maşanın üzerinde de ekmek dilimleri.
Aydınlık bir kış sabahı güzel kızarmış ekmek kokusu.
Sucuk lükstü. Yumurta lezzetli.
Ekmek herzaman ekmek gibi.
Birkez olsun kümesten yumurta almamış,
birkez olsun o kızarmış ekmeğin kokusunu
duymamış ve fakat alışveriş
merkezinin restorant katlarında boğucu bir gürültü ve havasızlık
içinde hamburger keyfine fit olmuş çocuklar ve
gençler için ben ne kadar yaşlıyım.
Dışarıda kar.
İçeride kanaat.
İçeride huzur.
Öyle güzel temizdikki. Keyifimiz bozulmadı hiç!
Portakal kabuklarını sobanın üzerine dizer,
Kokusuna ram olurduk.
Kestane közlemek büsbütün bir gecenin
akıllara seza mutluluğuydu.
Sonra illaki büyüklerin anlattığı hikayeler,
hatıralar.
Birçoğu arızalı ve tadaviye muhtaç beyinlerden
çıkma
dizilerin ve filmlerin açtığı hasarlar yerine,
geniş ve besleyici bir masal dünyası.