“Medresenin penceresinden boğazın huysuz sularına bakan müderris,talebe-i,ulumdan gözlerinin akı olmayanı odasına çağırıp rahlesine oturttu.Ellerini arkasında birleştirerek yaz dedi.Evvela yazdıklarımı gecenin her şeyi labirente dönüştüren şerrine adadığımı yaz.bile isteye içine düştüğüm kurtuluş beklemediğim,zindan beklemediğim,rüya beklemediğim,züleyha beklemediğim,erdem beklemediğim,saltanat beklemediğim,kardeş beklemediğim kuyuları yaz.Yüzyıllardır aradığım,bulur gibi olup bulamadığım,anlar gibi olup anlamadığım şeyleri yaz.Sonra kimsenin görmediği çöküşleri gördüğümü yaz.Gece yarıları kalkıp dişlediğim kalın kitapları,içtiğim soğuk suları,kırdığım aynaları yaz. Şu avlunun revnaklı kemerine başımı nasıl vurduğumu ve nasıl vuramadığı mı yaz.Yaz ,hayatım boyunca kan ter içinde inşa ettiğim sarayları bir günde nasıl yerle yeksan ettiğimi yaz.İki ayrı kaderle kaderlenmek isteyen bir kartalın kendi tüylerinin arasında taşıdığı felaketi yaz;Kayalıkların üzerinde kaybolup beliren gölgesinin nasıl tek bir kaderden bile mahrum kaldığını yaz.Kalemini mürekkebe banmadan yaz çünkü kahverengi bulutların mürekkebe ihtiyacı olmaz.Nalları kıvılcım saçan atların,yüzyıllardır üzerime yürüyen atların,beni ölümün her türlüsüne hazır kılan,beklemekten yorgun düşüren atların hepsine birden sırtımı nasıl döndüğümü yaz.Yaşamın kendini temize çektirmekden gocunan ağır yüzünü her dağıtmak istediğimde aklıma gelen kuş cıvıltılarını yaz.Duvarlarda hayata ve ölüme dair korkunç şüpheler gezindiğinde yeşil perdelerin nasıl dalgalandığını,öfkeyle nasıl yüzümü dövdüğünü yaz.Dünyanın yazmakla onarılmayan yanına denk gelen bir kadının,ucunu mürekkebe banmadan yazan o tuhaf kalemiyle şakağına nasıl yolladığını,ölümü bir böceği dürter gibi nasıl dürttüğünü yaz.Camdaki ölü sinekleri yaz.”