"Mekteplerde Rönesansla yükselmeye başlayan kapitalist medeniyeti övebilmek için durmaksızın ortaçağ dedikleri bir dönem kötülenir..."cümlesiyle başlayan bu satırları okurken insanın kendi hikayesini de benzer bir yanılsamayla fark ettim.Biz de bazen kendi içimizdeki ortaçağı ,en masum, en saf duygularımızı , mantık ve etik adlı modern putları övebilmek için karalarız.Ama kitap bana şunu fısıldadı:Hayatın olduğu yerde hiçbir şeyin durması mümkün değil tabii... hiçbir şey yerinde saymaz.
Ne kadar asil bir kabulleniş…Bizim yabancı olacağız diyerek yerimizde saymaya, içimizdeki çekimi (bizim bile kabul etmediğimiz)etik kılıflarla bastırmaya çalışmamızın ne kadar boşuna olduğunu anlatıyor.Hayat hareket ederken, biz mesafe putunun önünde durmuş, felakete ya da saadete yürüdüğümüzü sanıyoruz.Oysa bazen asıl felaket, duygularımızdan korkup gerilemeyi seçmemizdir. Sükunetle kendi yolunda yürümeye devam edenler bilir ki; hayat yerinde sayanları değil, kendi gerçeğine doğru cesurca adım atanları ödüllendirir.