Hatta sözün en muhteşeminin insanın içinde düşünceden vicdana gidip, vicdandan düşünceye geri dönmesi ile ortaya çıktığı söylenebilir. İnsan dış ortamın sessizliğini bozmadan kendi kendine söylenir, kendi ile konuşur, haykırır. Büyük bir uğultu vardır, ağzımız hariç her yanımız konuşur. Ruhun gerçekleri görülmez ve elle dokunulmaz olsalar da gerçektirler.
Bizim inancımıza göre, ruhlar gözle görülebilseydi, insan türünden her bireyin bir hayvan türüne tekabül ettiği ilginç bir şekilde farkedilebilecek ve filozofun güçlükle sezinleyebildiği gerçeklik kolayca ortaya çıkacaktı. Bu gerçeklik, istiridyeden Kartal’a, domuzdan kaplana kadar tüm hayvanların insanın içinde olduğuna ve her birinin hatta bazen bir birkaçının birlikte, bir insanın benliğine yerleştiğiine dayanıyordu.
Gerçekten de, bazı insanları soğuk ya da sıcak bulmamıza sebep olan, bir kişiliği diğerinden ayıran, tereddüt etmeyen, şaşırmayan, asla yanılgıya düşmeyen, kendi karanlığını aydınlatan, buyurgan, aklın tüm tavsiyelerine ve mantığın tüm ahlak bozuculuğuna karşı koyan ve tüm içgüdüler gibi hayvani, katıksız, eksiksiz olan bir içgüdü vardı. Bu içgüdü, insanların kaderleri ne olursa olsun, köpek insanı kedi insanın, tilki insanı kaplan insanın varligindan gizlice haberdar ediyordu.