Mutluluk kısa sürer, tıpkı o bahar açıp solan Nergisler ve Fulyalar gibi. Hüzün, her şeyi boğan ve babamın onlardan kurtuluş yok dediği inatçı otlar gibi uzun süre kalır.
Ve kelimelere inanan ben, kelimesiz kalmıştım. Ama bu da önemli değildi, önemli olan elini tutmaktı, o da benimkini sıkıyordu, gecenin Köprüsü’nden geçiyorduk ve yakında ayrılacaktık.