"Bu kitabı şık bir şapka gibi başınızda taşımak isteyeceksiniz. Ama ne yazık ki size çok daha fazlasını yapacak…"
Demiş Murat Uyurkulak arka kapağında.
Haklıymış.
Okuyana daha fazlasını yapıyor. Büyülüyor!
"Neden sıradan bir kadın değilim ki ben? Mesela neden kadınlığımın önünde bir rakam var? O rakam neden diğerlerinde değilde bende var? Şu toprak bedenime nefesinden nefta, ruhundan ruh verirken neden bir de yedi rakamı eklemek istedin acaba? Hani diyorum ki sizin şu yukarıdaki âlemde sayılar neden bu bu kadar önemli? Bazı kullarını sınaman için illede bir sayının varlığı mı gerekli? Keşke diyorum bazen... Keşke, böyle bir kadın olarak yaratılacağıma bir tutam ot olsaydım yahut bir dirhem çekirdek. Bir ayçiçeğinin koynundan oradan oraya sallanarak uyurdum ne güzel... Bana sunduğun herşeye saygım var, amenna. Çoğu zaman yüreğim tıpkı gece göğü gibi karanlıklarda kalıyor olsa da verdiğin herşeyin gene de başımın üstünde yeri var. Ama görüyorsun işte, acı çekiyorum. Yaptığım her büyünün ardından kan işeyip, fırtınada köpüren bir deniz gibi yükseliyorum. Bir gül yaprağı misali katmerleniyor şu bitimsiz mutsuzluğum. Sahiden de Tanrım, söyler misin lütfen, ben neden bu kadar mutsuz ve yalnızım?"
*
Normalde araştırmadan kitap almamaya çalışırım. Fakat Fülfül büyüsünü gördüğümde anlamını bilmediğim adı beni kendine adeta mıknatıs gibi çekti. Aldıktan sonra ise hiç pişman olmadım. Yazarın kalemine, diline ba-yıl-dım! Eski sözcükleri seviyor galiba yazar, öyle bir işlemiş ki cümlelere akıcılığını gram bozmamış. Gel gelelim karakterlere... Esma annesinin vahim bir olay sonucunda kaybeden ve geri kalan hayatını teyzesi ve kardeşi Şuara ile yaşayan doğaüstü bir kadın. Mihran ise gerçekçi olduğunu savunan ama içinde hayalperestliğin de kol gezdiği bir insan. Bu iki insanın