Mescide girdiğinde ise şöyle derdi:
بسم الله والسلامُ عَلَى رَسُولِ اللهِ اللَّهُمَّ اغْفِرْ لِي ذُنُوبِي وَافْتَحْ لي * أَبْوَابَ رَحْمَتِكَ أَعُوذُ بِاللهِ الْعَظِيمِ، وَبِوَجْهِهِ الْكَرِيمِ، وَسُلْطَانِهِ الْقَدِيمِ مِنَ الشَّيْطَانِ الرَّحِيمِ
"Allah'ın adıyla. Selâm Allah'ın Resûlü'ne olsun. Allah'ım! Günahlarımı bağışla ve bana rahmet kapılarını aç! Kovulmuş şeytandan, kendisinden bir şey isteyeni reddetmeyen ve ezelî saltanat sahibi olan yüce Allah'a sığınırım."
Namazını bitirdikten sonra eğer hanımı uyanıksa onunla samimiyet ve mutluluk saçan bir muhabbet ederdi.
Sabahın ilk ışıklarını sevgili kocasının muhabbet dolu konuşmasıyla karşıla-yan kadının mutluluğunu bir hayal et!
Hanımı henüz uyanmamışsa farz için kamet getirilene kadar sağ tarafı üzerine yatardı.
Sabah işini görüp akşamları boş duran birisi değildi, o kadar etkindi ki her ånının yeni bir başlangıç olduğunu zannederdin.
Gerçekten O, tüm fırsatları değerlendiren dakik bir adamdı. Allah Resûlü (sav)'in mizacından her dakikanın, saatin ve günün hesaplandığını, hepsinde yapılacak bir iş olduğunu, ecelin de hayatın tepelerinde çadırını kurmuş olduğu anlaşılır.