Köy Enstitüleri; eğitim-öğretim modeli olarak 1940’ta kurulup, Hasan Ali Yücel’in (Dönemin Milli Eğitim Bakanı) yönettiği özgün ve bir çok gelişmeyi beraberinde getirdiği, okuryazarlığın nicelikle değil niteliğine ve bununla beraber: özgür okuma, zanaatsal alanda uygulamalar, araştırma, eleştirme olarak uygulanmıştır.
Bu ülkede artık yadsıyamadığımız bir çok gerçeklerden bir tanesi olan politikanın kirli elini bu model üzerine atmasıyla ve dinci kesimin bağnaz söylemleriyle -yozlaşmış- malesef sadece 11 yıl icra edilebilmiş. Eğitim modeli ve okul öğrenci ilişkisini anlamlandırma açısından okunması gereken bir kitap..
Bazı hikâyeler tam tahmin ettiğin gibi ilerler. Bazılarıysa son sayfada tüm bildiklerini sorgulatır. 🤯
Ters köşeleri seviyorsan, seni sonuna kadar merakta bırakacak 3 kitap önerisini keşfetmeye hazır ol!
İnsan, öğrenen yaratıktır, ama öğrenmeyi hep başkasından sağlamaz, kendi kendine de öğrenebilir. Batı dillerinde bunu otodidaktizm denir. Okullar insana bütün istediklerini üretemeyeceğine göre, insanın kendi kendine öğrenme ilkesine dört elle sarılması gerekir. Bunun için özgür okumalar her gün, koşullar ne olursa olsun, düzenli olarak uygulanır.
Dinleri ve eğitimi, halkın gönüllü baş eğme ideolojisi olarak kullanmanın örnekleri öteden beri çoktur. Eskiden din bu işe tek başına koşulurdu. Son 150 200 yıldır eğitiminde aynı işini aracı olarak kullandığını görüyoruz.
Çoğunu yol su elektrik gitti. Elektrik gözlerin öndeki karanlığı bir derece aydınlattı. Ama gözlerin ardındaki karanlık her yıl daha da büyümektedir.
Siz yurtseverlikdan söz ediyorsunuz, iyi, güzel! Ama çamurlu ayaklarınıza masa basıyorsunuz! Bu yanlıştır! Ya o masadan ineceksiniz, ya bu sözleri etmeyeceksiniz! Dedim. Sordu bana sen kim oluyorsun? Edepsize bak! İşte tam bir komünist kafası! Bana karşı çıkıyor! Diye boyadı orada. Çok zor mezun oldum… Bizi hırpalayan başka bir olay: mezunu olan ağabeylerden ziya ergün, görevlendirildiği İslamköy’de sahnede vuruldu.