Okur, umut eder, uyur, gezer, yazar, umut eder, güler, yer, okur, izler, yıldız sever, doğa sever, hayvan sever, insan sever, umut eder, güler, okur, yazar, dinler, ağlar, güler, okur...
Gorki’nin kaldığı hücre ürpertiyor beni.
Duvarda, tepede, demir parmaklıklı tek küçük bir pencere. Hücreyi, ağır demirden bir kapı kapatıyor.
Kapının dışında içerideki tutuklunun kimliğini ve suçunu belirten bir yazıyla bir de fotoğrafı. Kapıya yaklaşıp bakıyorum. O bildiğimiz, o her zamanki babacan, yürekli Gorki. Kahverengi bir fotoğraftan, inançla bana bakıyor. Bana ve herkese. Oysa bu fotoğraftaki Gorki suçlu. Suçu ağır. Bağışlanacak türden değil.
Suçu, Çarın kurulu düzenine karşı gelmek. Suçu devrimcilik..
Bazı hikâyeler tam tahmin ettiğin gibi ilerler. Bazılarıysa son sayfada tüm bildiklerini sorgulatır. 🤯
Ters köşeleri seviyorsan, seni sonuna kadar merakta bırakacak 3 kitap önerisini keşfetmeye hazır ol!
Ve büyük kentlerde, sabahın kör karanlığında yollara düşen, beylerin, efendilerin evlerine temizliğe giden, günlerce iş arayan, bulamayan, kurtuluşu gâvur ülkelerine kaçmakta bulan, işgücünü oralarda satmak zorunda kalan, yemeyen, içmeyen, para biriktiren, büyük kentlerde yarı örtük pencerelerin ev içlerinde, açık kapılardan girenlere para için etini satan, kuytu köşelerde onuru ve insanlığı pazarlık konusu edilen, ne yapıp edip boğazından kestiği üç beş kuruşuyla büyük kentlere okutmaya gönderdiği dal gibi yavrularının gün aşırı faşist kurşunlarıyla göz göre göre vurulup kara toprağa devrildiğini gören kadınlar, acılı kadınlar, dertle yüklü kadınlar.
Kadınlarımız. Her biri ‘Yılın Kadını’. Yılların kadınları.
Kentin dış kesimlerine yaklaştıkça, bizdeki gibi, yapılar küçülüp seyrekleşmiyor. Sovyetler Birliği’nde gördüğüm hiçbir kentte böyle bir şeye rastlamadım. 'Kenar mahalle’, 'Kenar semt’ diye bir olgu yok. ‘Gecekondu’ diye bir kavram kalmamış. Yok böyle şeyler. Kent, merkezde nasılsa öylece genişleyip gidiyor ve birden bitiveriyor.
Ve kadınlar. Bütün güçlük onlarda.
Asıl çalışanlar onlar. Her İş onların omuzlarında.
Bu amansız çalışma, kadınlarda öylesine bir alışkanlık haline gelecektir ki, savaştan sonra da kadınlar, Sovyetler Birliği'nin dört bir yanında, Moskova’da, Bakü’de, Leningrad’da, Alma- Ata’da, sanırım her yerde, her cumhuriyette, tıpkı erkekler gibi, en ağır işlerde onlara yardımcı olmaktan kendilerini alamayacaklardır. Bugün olduğu gibi.