Çünkü Amerika'yla Türkiye arasında birbirini tamamlayan bir yapı vardır. O da şudur: Türkiye güçlü bir ordusu bulunmasına ve halkının askerliğe elverişli olmasına rağmen bir barış ekonomisine sahiptir. Yani Türkiye modern silahların hepsini dışarıdan alır ve savaş zamanında tabii olarak silah ihtiyacı artar. Onun için de doğal olarak dövize ihtiyacı olur. Döviz gelirleri de turizm ve tekstildendir. Savaş zamanında turizm gelirleri sıfıra iner, tekstil gelirleri minimumdadır. Onun için Türkiye herhangi bir biçimde tek başına savaş yapamaz. Ekonomisi buna göre dizayn edilmiştir. Bana göre bu bir projenin sonucudur. Yani kendiliğinden olmuş bir olay değildir. Onu da söylemek gerekir.
Bizim dünyayı algılamamız doğru değildir. İkinci Dünya Savaşı 'ndan sonra biz dünyayı yanlış anladık. Amerika'yı bir müttefik telakki ettik. Özellikle bizim bürokratlarımız, siyasetçilerimiz bu ittifakı çok sevdiler. Kendilerini Amerika'yla eşit olarak gördüler. Oysa bu bir ittifak ilişkisi değil, bir egemenlik ilişkisiydi. ABD müttefikim dediği ülkeleri hem askeri hem de askeri açıdan kontrol ediyordu.
Mesela geçmişte, 1974'de İngiltere 'yle Amerika Birleşik Devletleri aynı istikamette hareket etmiyorlardı ve birbirlerinden farklıydılar. Ama Margaret Thatcher'den itibaren İngiltere, kendi çıkarının, Amerika Birleşik Devletleri'yle aynı istikamette olduğunu gördü. O da değişen şartlar nedeniyle... Yani Amerika'nın güçlenmesi nedeniyle, İngiltere Amerika'nın yanına gitti. İleride ABD'den tamamen ayrılabilir ve karşısına da geçebilir. Bu hiç sürpriz olmamalıdır.