Vüsale

Thukydides, Atina'nın nüfusu, ekonomisi ve hakları bakımından doğal ölçüsünün ötesinde gelişmesiyle birlikte "savaşı kaçınılmaz kılan şey Atina'nın gücünün artması ve bunun Sparta' da yarattığı korkuydu,"der.
Etimoloji Defteri
Mücellit Nedir ?
Ortaçağ Parisi'nde 1250 yılı bu yeniden doğuşun iki çığır açıcı olayına sahne oldu. O yıl Jehan de Chelles Notre-Dame Katedrali inşaatının son safhasına geçti. Şehrin merkezinde, Seine Nehri'nin kollarının arasındaki bir adanın doğu ucundaki güzel bir arazi üzerinde muhteşem oymaları olan bir taş dağı gibi yükselen Katedral, Batı uygarlığının bu yeni merkezinde Hıristiyanlığın gücüne tanıklık ediyordu. Ancak Konstantinus'un Roma'da inşa ettiği Lateranus Bazilikasının açılışını kutlayan törenler ile bu katedralin açılışında Paris halkının yaptığı kutlamalar arasında bir fark vardır. Kilise'yi ve Devlet'i temsilen hem Paris Piskoposu hem de Fransa Kralı olayın keyfini çıkarmışlarsa da Parisliler NotreDame'ı aynı zamanda yapı sanatlarının bir zaferi olarak kutlamışlar, el işlerini yapan oymacılar, cam ustaları, dokumacılar ve marangozlar ile işi finanse eden bankerler onuruna bir ziyafet vermişlerdi. Uygarlık sahnesine üçüncü bir güç olan Ekonomi de girmişti artık.
Nasıl filmlerin sunduğu başka bedenleri parçalama hazzını gerçekte tatmış olan çok az asker varsa, filme alınan cinsel haz·imgelerinin de gerçek aşıkların cinsel deneyimleriyle çok az ilişkisi vardır. İki yaşlı çıplak insanı ya da çıplak şiş­man insanları sevişirken gösteren çok az film vardır; yatağa girenler yıldızlar ol­duğu sürece filmlerdeki seks harikadır. Kitle iletişim araçlarında temsil edilen deneyimlerle yaşanan deneyimler arasında bir uçurum açılır.
Atinalılar en ciddi siyasi işlerini, yani insanları şehirden sürme işini agoranın açık alaninda yapıyorlardı. Yılda bir kere bütün yurttaşlar buluşup belli bireylerin tiran haline gelme tehdidini gösterecek kadar güçlenip güçlenmediklerine karar verirlerdi; konuşmalar yapılır, bir liste hazırlanırdı. İki ay sonra yurttaşlar tekrar toplanırlardı. Sürgün cezası verme olasılığı ôzellikle düşünmeye ayrılan iki ay boyunca sonsuz gizli pazarlık, derin dedikodu, fısıltı kampanyası ve iş yeme- ği imkanı yaratırdı - agora, siyasi gelgitin döküntüleriyle tekrar tekrar yıkanırdı. Yurttaşlar yeniden toplandıklarında eğer birisi aleyhinde 6000'den fazla oy olursa o kişi gelecek on yılı sürgünde geçirirdi.
XVI. Louis 2 Ocak 1793 'te, Devrim Meydanı'nda giyotinle idam edildi. Piskopos Bossuet, kralın büyükbabasının huzurunda, 1662 yılında verdiği bir vaazda "siz [kral] ölseniz bile, otoriteniz hiçbir zaman ölmez ... İnsan ölür, doğru, ama kral hiçbir zaman ölmez”diyordu. Şimdi otoriteler kralı öldürerek bu durumu değiştirmeye çalışıyorlardı; onun ölümüyle kendi egemenlikleri başlayacaktı. Bu canalıcı adımı kuşatan muazzam karmaşıklıklara rağmen kralın ölme tarzıyla ilgili bazı gerçekler açıktır.Bir kere kralın bir arabayla götürüldüğü giyotin alayı önceki idamlardan önce yaşanan karnavalvari olaylara hiç benzemiyordu. Arabanın etrafında muazzam sayıda askeri muhafız vardı; üstelik şehir içinde giderken XVI. Louis ürpertici ölçüde sessiz bir kalabalıkla karşılaştı. Bu sessizlik devrimci yorumcular tarafından halkın egemenlik değişimine gösterdiğisaygının işareti olarak görüldü; kralcı yorumcular ise kalabalığın sessizliğinin halkın pişmanlığının ilk işareti olduğunu düşünüyorlardı. Tarihçi Lynn Hunt kalabalığın her iki hissi de yaşadığına inanır: "Devrimciler kendilerini ataerkil otorite anlayışlarının palamarlarından söküp kurtarırken son derece yoğun, ikircikli hisler yaşıyorlardı: Bir yanda yeni bir çağın verdiği sevinç, öte yanda gelecekle ilgili karanlık bir önsezi vardı.Üçüncü bir unsur daha vardı. Bir kralı ölmeye giderken seyretmek ama hiçbir kişisel tepki vermemek, insanı sorumluluk hissinden de kurtarır; oradaydım ama sorumlu değilim.