XVI. Louis 2 Ocak 1793 'te, Devrim Meydanı'nda giyotinle idam edildi.
Piskopos Bossuet, kralın büyükbabasının huzurunda, 1662 yılında verdiği bir
vaazda "siz [kral] ölseniz bile, otoriteniz hiçbir zaman ölmez ... İnsan ölür, doğru,
ama kral hiçbir zaman ölmez”diyordu. Şimdi otoriteler kralı öldürerek bu durumu
değiştirmeye çalışıyorlardı; onun ölümüyle kendi egemenlikleri başlayacaktı.
Bu canalıcı adımı kuşatan muazzam karmaşıklıklara rağmen kralın ölme
tarzıyla ilgili bazı gerçekler açıktır.Bir kere kralın bir arabayla götürüldüğü giyotin
alayı önceki idamlardan önce yaşanan karnavalvari olaylara hiç benzemiyordu.
Arabanın etrafında muazzam sayıda askeri muhafız vardı; üstelik şehir içinde
giderken XVI. Louis ürpertici ölçüde sessiz bir kalabalıkla karşılaştı. Bu sessizlik
devrimci yorumcular tarafından halkın egemenlik değişimine gösterdiğisaygının işareti olarak görüldü; kralcı yorumcular ise kalabalığın sessizliğinin
halkın pişmanlığının ilk işareti olduğunu düşünüyorlardı. Tarihçi Lynn Hunt kalabalığın her iki hissi de yaşadığına inanır: "Devrimciler kendilerini ataerkil otorite anlayışlarının palamarlarından söküp kurtarırken son derece yoğun, ikircikli hisler yaşıyorlardı: Bir yanda yeni bir çağın verdiği sevinç, öte yanda gelecekle ilgili karanlık bir önsezi vardı.Üçüncü bir unsur daha vardı. Bir kralı ölmeye giderken seyretmek ama hiçbir kişisel tepki vermemek, insanı sorumluluk hissinden de kurtarır; oradaydım ama sorumlu değilim.