Yılların geçmesine rağmen hala o antika vazoyu unutamam. Anneannem içine bulduğu bütün bozuklukları atar sonra içi dolduğunda hepsini döker saymama izin verirdi. Annemi çok sık görmezdim, pek gelmezdi. Anneannemi annem bilirdim. Gece korkup ağladığımda yanıma koşar, bana o bitmek bilmeyen ve herkesin mutlu olduğu masallardan anlatırdı.
Anneannemin oturduğu evin yakınında bir dondurmacı vardı. Hep gözüm oraya gider, rengarenk dondurmaların tadına bakmak isterdim. Annem gitmeden anneannemi ve beni hep tembihler dondurmadan uzak durmamı söylerdi. Çok sık hastalanırdım küçükken, hala değişmedim. Bir keresinde yine dondurmacının önünden geçerken oraya bakıyordum. Anneannem beklememi ve hemen geleceğini söyledi. Birkaç dakika sonra elinde bozukluklarla çıkageldi. Dondurmayı aldıktan sonra dedikleri hala dün gibi aklımda. “Bundan böyle sırdaş olacağız. Annene söylemek yok, vazoyu her döktüğümüzde gelip dondurma alabiliriz.”. O günden sona anneannem en iyi sırdaşım oldu.
Bana hep sevgiyle baktı, bir insanın bir insana bakamayacağı bir sevgiyle. Büyük dayım ölene kadar hep çocuk kalacağımı ve anneannemin hep böyle güleceğini düşünürdüm. Onu ne zaman görsem bana o evimde hissettiren gülümsemesiyle bakardı çünkü. Aklımdan gitmiyor bir keresinde televizyonun olduğu odada otururken kapı çaldı. Dediğim gibi annem pek gelmezdi ve geldiğinde de genelde ev neşelenirdi. O gün öyle olmadı. O güçlü anneannemin ilk defa ağladığını gördüm. Dayım uzun süredir kanser ile savaşıyordu ancak anneannemin dediğine göre gün geçtikçe iyileşecekti ve ayrıca melekler ona yardım ediyordu. Çocuktum, bilmiyordum. Kanseri grip gibi bir şey sanmıştım. Olmadığını erken öğrendim. Anneannem bir süre masal anlatmadı. Geceleri uyuyamadığımda odada yankılanan ağlama seslerini iyi hatırlıyorum.